1939-1942 ... Atatürk döneminde çok partili hayata geçiş çalışmaları olmuşsa da pek başarı sağlanamamış ve kurulan siyasi partilerin ömrü kısa olmuştur ve 1945 yilina kadar cok partili rejim yoktu. Ve dolayisyla Turkiyede cok partili sisteme gecis olmasiyla Demokrat partisi ve sonrasinda hep diger sag ve liberal partiler yonetti. Feodalizmden kurtulamamis halk yiginlari kusura bakmayin ama cahilligi ve okumamisligiyla daha da uzerine enayiligi ustune ustluk budalaligiyla hep milliyetci ve liberal ( kapitalizm i gormemis ulkeye liberal fikirler arz edildi ne hikmetse :). Koy enstituleri kuruldu ama halki kandiriyor (?) komunist fikirler yayiyor diyerek kapatildi. Sonra Amerikanci oldu gelen butun hukumetler amerikan bayragini seccade yapip secde yaptilar ustunde. Menderes. demirel ve 12 eylul sonrasi ozal ve gunumuz malum ayni sekilde devam etmekte. Yani aktorler farkli ama roller ayni amerikan mandasini savunan ulkenin gelisiminn disardan gelen suni borcla duzelecegini sanan sozde ekonomi uzmani ama ozde hicbir sey bilmeyen ve kendisini cebini dusunen siyasetciler. Halk icin hicbir sey yapmayan ozellikle isci ve emekliye asgari gecimin altinda ucreti ongorerek devam ettirdiler saltanatlarina. Onlar zengin oldukca halk fakirlesti; onlar palazlandikca ulke bir deri bir kemik kaldi ve sonucta tamamen disa bagimli, ithalati fazla ihracati dusuk hatta yok denecek kadar az. Sonuc cari acik fazla, enflasyon hiper durumda, egitimde firsat esitligi olmayan, Ogretmenlerinin okulda olduruldugu, maden ocaklarinda patlamalarda olen iscileri ile, deprem ve diger felaketlerde halkina uzak bunlarin hepsinin arkasinda "olumun fitratinda kader vardir" diyerek gecistiren hukumet . Ve isci haklari ve sendikasi olmayan bir acayip ulke. Ama siyasetcilere sorsan hala her sey gulluk gullistanlik. Finalde bir siirle bitirmek istiyorum , NIhat behram dan
Haykır acını ey halk, başeğme haykır..!
Bir yol kavşağındasın ve ancak
yaraların haykırışlarla onarılır…
Bir yol kavşağındasın ve senin
değişmek için çırpınıyor kaderin.
Kuşan alnında biriken o kara teri,
sırtında şakırdayan kırbacı kopar
soluk al, ışıldat o mazlum yüreğini;
bak, korlaştı acıların, kozalandı
ey halk, parçala şu nankör suskunluğu
başkaldır artık…
Sevginin ve öfkenin uğultusunu
bağrına vura vura taşırken sana
karşılık gözetmiyor o gencecik insanlar;
ne barbarın tehdidi
ne dişleri kıran elektrik
dalga dalga yayılan o rüzgarı durdurabilir..
Bu direniş senin için ey halk;
bu çığlık, senin kollarınla
yıkılsın şu köhne dünya
ve coşkuyla yeniden kurulsun diye
çınlatıyor hayatı..
Bir yol kavşağındasın, fakat
mutlaka değişecek kaderin.
Bunu bekliyor ıslak çukurlarda
üşüyen şu yoksul çocuk,
bunu bekliyor gözevleri kurutulmuş analar,
bunu bekliyor zincirin oyduğu bilek,
bunu bekliyor açlık, kuraklık,
ılık ılık akan kan;
bunun için en genç yerimizi
ölümle tanıştırdık…
Kuşan kendini artık,
biraz da
gövdeni yüreğinle kırbaçla;
ey halk, haykır acını
bu kara dumanı dağıt…