Tek şey yeterlidir aslında Mescid-i Aksa'ya gönlümüzü bağlamamız için:
"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." İsra suresi, 1. ayet
Talha Uğurluel (Rabbim bu eserinden dolayı kendisini ecirlendirsin) bu eserinde Mescid-i Aksa'yı kadrajına alıyor ve her bir noktasını/binasını/yapısını tarihsel olarak inceliyor ve Müslüman Türklere aktarıyor. Muhabbetimi kuvvetlendirmek için okuduğum bu eseri inşallah bir günde o kutsal toprakları ziyaret ettiğimde her bir yapının önünde tekrar tekrar yavaş yavaş okurum.
Bu incelemede mekanlara yer vermeye çalışmak çok anlamlı olmayacağı için Uğurluel sayesinde tekrar hatırladığım bir kaç dip notu aktarmakla yetineyim:
*Müslümanlar mahall'lere sahip olma açısından yaklaşmamışlardır; gayeleri en büyük hizmetçi olmaktır.
*Mescid-i Aksa her ne kadar bütün semavi dinlerin öğelerine sahip olsa da; küçük istisnalar dışında hep Müslüman'ların yönetiminde olmuştur
*Bütün Müslüman devletler her ne kadar ekonomik ya da siyasi zorluk içinde olurlarsa olsunlar kutsal mekanlara hizmetten geri durmamışlardır.
Bazı notlar :
Taht-ı Süleyman
Kutsal alana ilk mabedi inşaa etmeye Davud (as) başlamıştır; oğlu Süleyman (as) da bunu devam ettirmiştir. Hatta bu inşaatta cinlerinde çalıştığı bilinmektedir.
+++++++++++++++++++++
Mescid-i Aksa'nın siyasi durumu
İngilizler uzun süredir Osmanlı'nın uzak eyaletlerini koparmak amacıyla buradaki yerel yöneticileri kışkırtmaya çalışıyordu. Bu konuda bel bağladıkları isimlerden biri de Mekke Şerifi Hüseyin idi. II. Abdülhamid, Şerif Hüseyin'in bu kaypak duruşunu sezdiği için kendisini uzun yıllar İstanbul'da tuttu. Ancak İttihatçıların başa geçmesiyle birlikte Hüseyin'i Mekke'ye gönderdiler. İşte bu tarihten (1910) itibaren Hüseyin'in İngilizlerle ittifakı başladı. Bu görüşmelerde oğlu Abdullah da aktif rol oynuyor, babasını, Osmanlı'ya ihanet konusunda cesaretlendiriyordu. 1916 yılına kadar son derece gizli olarak sürdürdükleri faaliyetlerini bu tarihten sonra açıkça ortaya koymaya başlamışlardı. Çünkü patlak veren I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti birçok cephede savaşmak zorunda kalıyordu. Osmanlı'ya karşı başlattıkları bu isyanda Abdullah, Güney Cephesi Arap Kumandanlığına atandı, Taif ve Medine kuşatmasını yönetti. Aynı yıl Taif'i düşürmesine rağmen Fahreddin Paşa'nın yönettiği Medine Savunması'nı 1919'a kadar yaramadı.
Lawrence ve Gertrude Bell gibi İngiliz casuslarıyla sıkı ilişkiler kurdu. Kardeşi Faysal, Şam merkezli bir devlet kurmak peşindeydi. Fransızların Şam'ı ele geçirmesi ve kardeşini kovmasına askerî tepki vermek istediyse de İngilizlerin ikazı üzerine vazgeçti. Bu sadakati bir süre sonra meyvelerini verecekti.
1946 yılında kurulan Ürdün Devleti'nin kralı oldu. İngilizler, Osmanlı'ya ihanette kardeşi Abdullah'tan geri kalmayan Faysal'ı da Irak kralı ilan ederek ödüllendirdi. Avrupalı Büyük Devletler, Ortadoğu'da bir İsrail Devleti'nin kurulmasını planlıyordu. Diğer Arap liderlerinin karşı çıkmalarına rağmen Abdullah bu konuya sıcak bakıyordu. Filistin toprakları o günlerde İngiliz yönetimindeydi. Abdullah, Avrupalıların arzu ettiği bir Yahudi Devleti'ne göz yumarsa Filistin topraklarının büyük bir kısmının kendisine verileceğini düşünüyordu. Peel Komisyonu içerik olarak tam da böyleydi. Abdullah bu kararları desteklese de hem Filistin halkının hem de diğer Arap liderlerinin karşı çıkması üzerine bu plan hayata geçemedi.
İsrail yöneticileri ve istihbaratıyla defalarca görüşen Abdullah sonunda Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kararına onay verdi. 1947 yılındaki bu uzlaşmanın ardından İngiltere, Filistin topraklarının yönetimini Birleşmiş Milletlere devretme kararı aldı. Tam bir yıl sonra (1948) İsrail Devleti'nin kuruluş ilanı yapıldı. Önceden yapılan anlaşmaya göre Kral Abdullah payını almış ve bu yeni devlete sesini çıkarmamıştı. Tarihler 20 Temmuz 1951'i gösteriyordu. Kral Abdullah Kudüs'teydi ve Cuma namazını kılmak için Mescid-i Aksa'ya gelmişti. Namaz sonunda Mescid-i Aksa'dan çıkarken Hüseyni Aşireti'nden Filistinli bir genç, tabancasını ona doğrulttu ve şu cümleleri haykırarak tetiğe art arda dokundu:
"Sen velinimetine (Osmanlı) ihanet ettin. Hainliğin bedeli ölümdür!!!"
Bu hayli vahim hadiseler zincirinin akabinde Abdullah Aksa içinde öldürüldü, oğlu Tallâl ve torunu Hüseyin ise kıl payı kurtuldu. Kral Abdullah ilgili bölümde de zikrettiğimiz gibi Mescid-i Aksa içinde medfundur.
++++++++++++++
Mirac hadisesinin vukuu
Mirac, Hz. Peygamberin (sas) Recep ayının 27. gecesi Allahu Teala'nın daveti üzerine Cebrail(as) eşliğinde Mekke'den Kudüs'e, oradan İlahi makamlara yaptığı bir yolculuktur. Hz. Muhammed (sas) Mekke'den Kudüs'e, ata benzeyen bir cennet bineği (Burak) üzerinde gelmiştir. Yolda birkaç makama uğrayıp namaz kılmıştır. Bu makamların Hz. Musa ve Hz. İbrahim kabirleri ile Hz. İsa'nın doğduğu yer olduğu bilinmektedir.
Kudüs'e gelen Peygamber Efendimiz (as), bugün Yahudilerin Ağlama Duvarı, biz Müslümanların ise Burak Duvarı dediği Mescid-i Aksa'nın batı duvarına binitini bağlamış, Mescid-i Aksa'nın kıble duvarı tarafından ilerleyerek, Mescid-i Aksa Kıble Camii tarafından bu mukaddes alana giriş yapmıştır. Mescid-i Aksa Camii tarafına bakan güney merdivenlerinden Mukaddes Kaya'ya tırmanmış ve Kubbetü's-Sahra platformunun (Kutsal Kaya) altındaki mağaraya uğrayarak burada Ulû'l-Azm - (Sebat Ehli) Peygamberlere namaz kıldırmıştır. Akabinde mağaradan dışarı çıkmış, bugün Kubbetü's-Sahra'nın hemen yanında bulunan Nebi Mihrabı'nda bütün peygamberlere namaz kıldırmış ve bir hutbe okumuştur. Bu hadisenin ardından da Kubbetü'l-Mirac'ın bulunduğu mekândan göklere yükselmiştir.
Semanın bütün tabakalarına uğrayan Peygamber Efendimiz (sas), Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Yahya, Hz. İsa(as) ile görüşmüştür. Devamında Cebrail(as) ile kainatın bittiği yer (imkân ile vücub ortası) olarak bilinen Sidretü'l-Münteha'ya varmışlardır. Her gün meleklerin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u uğradılar. Burası, Cebrail'in (as) gidebileceği son nokta idi. Peygamber Efendimiz (sas) bundan sonra yolcuğuna yalnız devam etmiş, Ref Ref adında, mahiyetini bilemediğimiz bir araç vasıtasıyla zamandan ve mekândan münezzeh bir ortama, Allahu Teala'nın cemâli ile müşerref olmaya gitmiştir.
++++++++++++++++
Talha Uğurluel ayrıca bu eserinde yer yer Hacı Emin El-Hüseyni'den bahseder ( Allah ondan razı olsun). Kafirin karalamalarını güzelce tekzib eder.
#296809935
+++++++++++++++++++++++++
İlhan Bardakçı'nın mühim anısı
zaferdergisi.com/makale/11607-on...
+++++++++++++++++++++++++
Son yıllarda Mescid-i Aksa siyonist, katil, terör örgütü tarafından mahzunlaştırılmıştır.
Rabbim bizleri bu zilleti ortadan kaldırmak hususunda memur kılsın inşallah.