"Değerli bir şey kaybettiğimizde ve arayıp bulamadığımızda, kalbimizin kırılması gerekmiyordu."
Nobel ödüllü yazarın sessiz karanlığın distopyası: Kazuo Ishiguro - Beni Asla Bırakma****
Kitabın adına bakıp basit bir aşk romanı gibi düşünmeyin. Bu, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanıyor.
İngiltere'nin kırsal kesiminde yer alan Hailsham yatılı okulunda büyüyen Kathy H., Ruth ve Tommy'nin hikayesi. Roman başlarında okuyucu, Hailsham'ı özel çocukların eğitim aldığı çok iyi bir okul zannedebilir. Ancak kitap ilerledikçe gerçekler yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor: Bu çocuklar, organ bağışında bulunmak üzere yaratılan klonlar. Tüm varlık sebepleri, "normal" insanların sağlıklı yaşayabilmesi için organlarını bağışlamak. Ve bu çocuklar bu gerçekliği öğrendikten sonra bile isyan etmezler.
En etkileyici yanı, Ishiguro'nun dramatik patlama yerine sessiz donukluğu tercih etmesi. Organ bağışçısı olarak yetiştirilen klonların trajedisi bağırarak değil, fısıldayarak anlatılıyor. Klonlar insan mıdır? Ruhları var mıdır? Ishiguro bu soruyu hiçbir zaman doğrudan yanıtlamaz. Ama şunu hissettiriyor: Eğer bir varlık acı çekiyorsa, seviyorsa, hatırlıyorsa — o bir insandır. Geri kalan her şey toplumun oluşturduğu yapay sınırlamalardır.
Beklenti biraz daha yüksek olabilir ve kitap o beklentiyi tam karşılamayabilir. Ağır bir iç parçalayan dram yerine sessiz ve kontrollü bir karanlık sunuyor. Bazı okuyucular için bu, beklenen dramatik yoğunluğu karşılamıyor gibi görünebilir. Ama bu romanın eksikliği değil; tercihi.
*Puanım: 4/5* — Kitabı bitirince tuhaf bir boşluk hissiyle baş başa kalıyorsunuz. Bu his tesadüf değil; Ishiguro'nun bilinçli bir anlatım tercihidir.
Romanın asıl gücü tam da burada: İnsanın kaderine sessizce, hatta sıradan bir kabulleniş içinde razı oluşu. Yavaş ilerleyen hikaye sonunda okuyucuyu sarsıcı bir gerçekle yüzleştirir. Kitabı okuduktan sonra kendinizi ve hayatınızı sorgulayacağınıza eminim. Sessiz karanlık, bağıran kaderden çok daha derinden yaralayabilir.
Kazuo IshiguroBeni Asla Bırakma