Bu kitap beni gerçekten etkiledi. Thomas More’un yaşadığı yüzyıl ile günümüz arasında büyük bir zaman farkı olmasına rağmen, Utopia’da ortaya koyduğu düşüncelerin hâlâ geçerliliğini koruması beni düşündürdü. Kitapta ele alınan toplumsal sorunların ve bu sorunlara getirilen çözümlerin bugün de büyük ölçüde karşılık buluyor olması oldukça dikkat çekici.
Utopia, toplum ile devlet arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamama yardımcı oldu. Servet eşitsizliği, özel mülkiyetin toplum üzerindeki etkisi, devlet yönetimi ve adalet anlayışı, çalışma düzeni ve ahlaki yozlaşma gibi konulara farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Bu meseleleri düşünürken, aradan yüzyıllar geçmiş olsa da insanlığın bazı temel sorunlarda çok da büyük bir ilerleme kaydedemediğini fark ettim.
Kitabın sonunda Mina Urgan ’ın yaptığı değerlendirme de bu düşünceyi destekliyor. Urgan, Thomas More’un yaşadığı dönemde insanların daha iyi bir dünya hayali kuran ütopyalar yazdığını; ancak günümüzde daha çok distopyaların, yani kötüye giden toplumları anlatan kurguların öne çıktığını söylüyor. Bu da insanlığın geleceğe dair umutlarının giderek azaldığını düşündürüyor.
Belki de asıl soru şudur: Ütopyalar kurmayı bıraktığımız için mi distopyalar çoğaldı, yoksa distopyalar çoğaldığı için mi artık ütopyalara inanmıyoruz?