Mehtap Hanım, öncelikle yorum için teşekkür ederim☺️
fakat analizinizdeki en büyük yanılgı, kavramları birbirine çarptırarak yarattığınız o "ortalama" mantık seviyesinin çelişkisinden söz etmeden geçemeyeceğim. 💁
Dikkatle bakıldığında, argümanlarınız kendi içinde çok bariz çelişkiler ve mantık hataları barındırıyor.
"İyi ve kötü görecelidir"
dedikten hemen sonra
"Ahlaka bakılır"
diyerek kendi mantığınızı bir cümle sonra intihar ettiriyorsunuz.
Göreceli bir dünyada ahlak, toplumun kendi korkaklıklarını normalleştirmek için uydurduğu, hiçbir evrenselliği olmayan bir illüzyondur.
Benim reddettiğim şey tam olarak bu; çoğunluğun sığ ahlak bekçiliği.
"Kötü de hayatta kalmak istiyor"
diyerek, benim savunduğum varoluşsal estetiği ve entelektüel egoyu basit bir hayatta kalma içgüdüsüne indirgemeniz ise trajikomik bir anlama eksikliğidir.
Hayatta kalmak, doğadaki en temel ve en ilkel dürtüdür;
karıncalar da hayatta kalır.
Benim bahsettiğim ise hayatı bir sanat eseri gibi inşa etmek, sıradanlığın çukurundan çıkıp kendi zirvesini yaratmaktır.
Ben "hayatta kalmıyorum", ben "yaşıyorum".
Aradaki uçurumu fark edememeniz şaşırtıcı değil.
Ve o en klasik sığınak:
"Sonunda hepimiz toprak olacağız."
Bu, tarihin en büyük "vasatlık tesellisi"dir.
Toprak, biyolojik bir kalıntıyı eşitler yani yalnızca bedenin çürüme sürecini eşitler;
zihni, duruşu ve yaşarken yaratılan o görkemli farkı asla eşitleyemez.
Hepimiz aynı toprağa gireceğiz diye, yaşarken o toprağın üzerindeki o sıradan ahmaklaşmış kalabalığa karışmak zorunda değiliz.
Toprak bedenleri eşitler fakat yaşamdaki alt-üst ilişkisi gerçektir.
Siz sonuca yani ölüme bakarak süreci hiçleştiriyorsunuz;
ben ise o sona gidene kadar sahnede nasıl bir devleşme sergilediğimle ilgileniyorum.
Sizin "sade ve yalnız" dediğiniz o son, benim için sadece bir durak;
ancak o durağa kadar olan yolculuğumda sizinle aynı hizada olmadığım bir gerçek.
İyi günler dilerim☺️👋