Puan vermedi·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Mart 2026 00:00 Martı, her karakterin içinde ayrı bir kırılganlık taşıdığı, insanın iç dünyasını sahneye çıkaran güçlü bir tiyatro eseridir.
Okurken ilginç bir çağrışım yaşadım. Nina Zareçnaya bana Neriman’ı, Trigorin Macit’i, Treplev ise Şinasi’yi hatırlattı. Bu yüzden eseri yer yer Fatih-Harbiye ile düşünmeden edemedim.
Treplev yeni biçimler arayan genç bir yazardır. Annesi Arkadina tarafından sürekli küçümsenir, sevdiği kadın Nina ise Trigorin’e hayranlık duyar. Böylece Treplev hem sanatta hem aşkta yalnız kalır.
Trigorin’in anlattığı “martı hikâyesi” aslında eserin sembolüdür. Göl kıyısında özgürce yaşayan bir martı, sırf can sıkıntısı yüzünden vurulur. Bu martı bazen Nina’yı, bazen hayalleri ama en çok da Treplev’i simgeler.
Bana kalırsa Martı’nın asıl gücü olaylardan değil karakterlerin iç dünyasından gelir. Her biri kendi hayallerinin ve kırılmalarının içinde kaybolur.
Bu yüzden oyun bittiğinde insanın aklında şu soru kalıyor:
Gerçekten kim martıdır?
Nina mı?
Hayaller mi?
Yoksa yenilik peşinde koşarken yalnız kalan Treplev mi?