·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Mart 2026 00:00 "MOLA"
"Her şey gelir geçer ve siz kendinizle kalmaya devam edersiniz. Yani yanınıza kalansınızdır her zaman. Kendinizden kurtuluş yok. Bu nedenle kendinize daha çok şefkat ve merhamet gösterin. Affedici olun."
Bir kaçış, bir mola, bir soluk... Her neyse adı, işte ona ihtiyacım vardı.
Bu cümlelerle başladı her şey. Otuzlarının başında, gözlerinin içi gülen ama iç dünyası yangın yerine dönmüş bir kadının hikâyesiydi bu. Şafak, tıpkı çoğumuz gibi hayatın içinde kaybolmuş bir kadın. Dışarıdan bakıldığında her şeye sahipti: gençlik, güzellik, zekâ... Ama kimse bilmiyordu geceyle birlikte gelen kâbusları, sabahları yataktan kalkmak için harcadığı devasa çabayı, nefes almanın bile işkenceye dönüştüğü panik anlarını.
Hayatını anlatırken kullandığı kelimeler ağırdı: "karanlık bir tünel", "çıkmaz bir sokak", "cehennemin dibi". Depresyon sadece üzüntü değildi onun için; hissedememenin, donukluğun, renklerin solduğu bir dünyada yaşamanın adıydı. Kaygı ise peşini bırakmayan bir gölge gibiydi; nereye gitse, ne yapsa onu buluyordu. Psikiyatristinin önerisiyle hayata bir "mola" vermeye karar verdiğinde, aslında sorunun işi olmadığını henüz bilmiyor. Başlangıçta sadece bir kaçış gibi görünüyordu. Şehirden, stresten, tetikleyicilerden uzaklaşmak... Ama evren eylemi severdi ve o da harekete geçti.
Şafak'ı hasta eden, masasındaki dosyalar ya da yetişmesi gereken projeler değil; yıllar önce yarım kalan bir aşk, tamamlanamayan bir vedalaşma.
Can'ın kim olduğunu öğrendiğimizde, Şafak'ın neden "yarım" hissettiğini anlıyoruz. Kanserle savaşan ama bir kaza sonucu hayatını kaybeden büyük aşk... İnsanın içini sızlatan bir trajedi bu. Çünkü bazı kayıplar vardır, üzerinden yıllar geçse de kapanmaz. Bazı kapıların önünde ömür boyu beklemek zorunda kalırsın.
Şafak da tam olarak bunu yapmış: yıllarca o kapının önünde beklemiş, Can'ın dönmesini beklemiş belki de. Ama bazı kapılar bir daha açılmamak üzere kapanır ve geriye sadece yas kalır.
Bilmiyordu ki doğanın kendine özgü bir iyileştirme gücü var. İlk günlerde sadece sessizlik vardı; kulakları çınlatan, neredeyse rahatsız edici bir sessizlik. Sonra yavaş yavaş fark etmeye başladı: kuş seslerini, rüzgarın ağaçlarla dansını, toprağın yağmur sonrası kokusunu. Toprağa dokundukça, ağaçlara sarıldıkça, geceleri yıldızları izledikçe içindeki karanlık hafiflemeye başladı. Panik atakları sırasında nefes almayı unutan bedeni, şimdi derin derin ciğerlerine çekiyordu dağ havasını.
Kapanmayan yaraları vardı; onları inkar etmedi. Ama doğa ona gösterdi ki yaraların üzerini toprakla örtmek değil iyileşmek, onları hava alacak şekilde açık bırakmakmış. Ve kalbinde hâlâ aşka yer olduğunu fark etti. Önce kendine, sonra hayata, en sonunda da belki bir gün bir başkasına...
Yaşamın bir ceza değil, ödül olduğunu anlaması zaman aldı. Güneşin doğuşunu izlerken, bir kelebeğin konduğu çiçeği görünce, derenin şırıltısında kaybolurken fısıldadı içinden: "Başka bir hayat mümkün."
Ve sonra Özgür... Adı gibi özgür bir pilot. Gökyüzüyle toprak arasında bir yerde duran, Şafak'ın kalbinin yeniden atmaya başladığını hissettiren biri. Çünkü hayat bazen, en ummadığın anda, en ummadığın insanla karşılaştırır seni. Ve belki de ikinci şanslar gerçekten vardır.
Kaçtığımız yerler bizi bir süreliğine hafifletir, doğru. Ama asıl değişim, döndüğümüzde başlar. İstanbul'a dönüşle birlikte eski duygular, panik ataklar, karanlık düşünceler tekrar kapıyı çalar. Çünkü iyileşmek doğrusal bir çizgi değildir; inişleri çıkışları olan, bazen geriye gidiyormuş gibi hissettiren bir yolculuktur.
Şafak şimdi bir karar vermek zorunda: Eski yaralarıyla mı yaşayacak, yoksa onları iyileştirmenin bir yolunu mu bulacak? Geçmişe takılıp kalmak mı, yoksa geleceğe doğru adım atmak mı?
Kitap, yazlık bir kasaba romanı gibi başlayıp psikolojik bir iç yolculuğa dönüşüyor. Yasın, kadın dayanışmasının ve ikinci şans ihtimalinin hikâyesi. Kaybettiklerimizin yasını tutarken, hayatın bize hâlâ güzellikler sunabileceğini hatırlatan.
Bazen bir mola vermek, sadece durmak değil; aynı zamanda yeniden başlamaktır. Ve belki de en cesur şey, her şeye rağmen hayata bir şans daha vermektir. Durmak, kaçış değil; cesarettir. Kendinle yüzleşmek, yaralarına bakmak, iyileşmek için zaman tanımaktır. Hayatın dayattığı hıza teslim olmayıp, kendi hızında akmaktır.
Belki de en büyük devrim, günde beş dakika gökyüzüne bakmayı hatırlamaktır. Belki en büyük isyan, yapılacaklar listesini bir kenara bırakıp sadece kendin olmak'tır.
Çünkü insan, en çok durduğu anlarda kendine yetişir. Ve bazen bir mola, hayatın geri kalanını kurtarır.
"Bildiğin gibi ak, beni kıyıya vuramayacaksın. Sana meydan okuyacağım sevgili hayat çünkü seninle birlikte akacağım."
Kitapla Kalın.