Yaşamak tek marifetimizmiş, Ne kadar büyük bir yalan.
Senin marifetin yaşamak değil, sadece henüz ölmemiş olman.
Bir tarafta çocuklar üzerine yağan çelik yağmuru, diğer tarafta senin kristal kasedeki şekerlerin. Bir tarafta tetiği çeken parmak, diğer tarafta o "mübarek" eli öpen dudaklar. Aynı türün, aynı iğrenç biyolojik birikimin parçaları değil miyiz.....?
Kendi küçük, steril dünyamızda hayatta kaldığımız için evrene rüşvet veriyoriz...
İnsanlık, kendi boğazını kesen bir kurbanlık hayvan gibi debelenirken; biz üzerimize en temiz elbiseleri giyip bu can çekişmeyi "bayram" diye adlandırıyoruz.
Kimin bayramı bu?
Ölenin mi? Öldürenin mi? Yoksa sadece izleyip "şükreden" o asalağın mı?
Şimdi o şekeri ağzına at. Tadı kan gibi gelmiyorsa, zaten çoktan ruhun ölmüş demektir. Biyolojik saatinin tıkırtısı seni yanıltmasın; sen bu çağın en sessiz, en şık giyimli katilisin.
Bu çağda huzur, sadece bir yanılsamadan ibaret. Gerçeklik her gün daha fazla kan kaybederken, pembe yalanlarla birbirimizi avutmayı reddetmeliyiz.
Ve bu kadar çok ölümün olduğu bir dünyada, sadece "ölmemiş olmayı" kutlamak, insanlığın en büyük ayıbıdır. Aynaya bakıp o sahte bayram gülüşünü takınabiliyorsan, dünyanın geri kalanındaki acıya karşı körleşmişsin demektir. Ben o körlüğün bir parçası olmayacağım.
Cebimdeki şekerler boğazımda düğümleniyor. Kapımı çalmayın. Bana o ezberlenmiş, içi boş iyi dilekleri sunmayın. Bu yıkımın ortasında "mutlu" taklidi yapacak kadar ruhumu kaybetmedim.
Dünya kan ağlarken, biz burada porselen tabaklarda huzur arayamayız. Bu yüzden, birbirimizi kandırmayı bırakalım. Bu yüzden, bu sahte neşeye bir son verelim.
Ya hepimiz güleceğiz ya da hiçbirimiz o sahte maskeyi yüzümüze takmayacağız. Ya her evde aynı neşe pişecek ya da hepimiz o acı lokmayı yutacağız. Arası yok. Gri bölge bitti.
Kapını kilitle. Şekerliği sakla. O ezberlenmiş cümleleri yut.
Tüm bu sebeplerden dolayı; ya tüm dünya da bayram olsun ya da bayramınız kutlu olmasın...!!!!