Yavaş yavaş, yudum yudum bozasını içti. Sonra besbelli o perili gecelerin korkutucu ve ruh okşayıcı çeşitli hatıraları zihninde canlandı. Derin derin, gerçekten gençlik hoppalığını hatırlatan bir kırıtmayla sürmeli gözlerini süzerek devam etti:
- Kocam bu Hacı Hasan Efendi, hikâyedeki işte o kahraman güzel Hasan'dır. Onun sakalı, benim saçlarım ağardı, daha birbirimize doymadık. Bu yaştaki süs, düzen merakımdan dolayı beni ayıplamayınız. Hep onun içindir. Hâlâ ilk evlenme gecemizdeki gibi birbirimize karşı ateşliyiz. Hacım nerede kaldı ya? Bu vakit oldu, daha gelmedi.
Sonunda Hacı Hasan Efendi, sevgili eşini almaya gelerek elinde feneriyle kapıdan bağırdı:
- Hanım... Muhsine Hanım bu seslenişe gayet tatlı bir şekilde:
- A Canım...
diye cevap verdikten sonra o ağır gövdeli kadın, kendini merdivenlerden aşağıya atarcasına bir saldırışla koştu. Senelerin geçmesiyle ölmeyen bu müstesna, bu ateşli sevgiye imrenen bütün komşu hanımlar, o gece dinledikleri müthiş hikâyenin eşsiz ve meşhur kahramanı güzel Hasan'ı görebilmek için pencerelere üşüştüler.
O tarihte zavallı ben ufak bir çocuktum. Senelerin geçmesine ilk şiddetiyle karşı koyan karı koca sevgisinin ne demek olacağına hiç aklım ermiyordu. Yalnız şu aklımda kaldı ki döşeğime girdiğim zaman büyükannem bana her zamanki gibi:
Yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şahit olsun dinime imanıma. Kalırsam elhamdülillah. Ölürsem elhükmülillah.
yalvarışından, tesellisinden ve boyun eğişinden sonra Rabbi yessir duasını üç defa tekrarlattığı hâlde ben Samsam'ın: "Gara garo"larıyle Gulyabani'nin uzun sakalını bir türlü unutamamıştım.
Sarıyer, Ortaçeşme 14 Eylül 1327 (1911)GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar