Duvar
7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 22:37
Kitabı uzunca bir mart ayında okudum. Çok uzaklara gittiğim bir seyahatte yanımda gezdirdim. Binlerce adım attığım günlerin gecelerinde okurken uyuyakaldım durdum. Sonunda tam uçağın tekerlekleri piste vurduğunda bitirdim. Ne bitiş ama. Feminist bir robinson crusoe yorumuna hiç katılmadığımı en başta söylemeliyim. Feminist olmak bir yana, metinde yazarın cinsiyeti bile yok. Saçlarını başının önüne gelmesin diye kesiveriyor, yüzü ona gereksiz geliyor bir süre sonra, hayvanlarının onu sevmesi için güzelliğine ihtiyaç duymadığını anlatıyor. Eski kıyafetleri, erkek kıyafetlerini daha çok, kesip biçip üstüne uyduruyor. Süslenmek, kendine bakmak manasız hale geliyor. Kadın, yalnızca hayatta kalan birine dönüşüyor. Yavaş adımlarla yürümeye, hayvanların cinsiyetlerini anlamaya, ekip biçme günlerini kaçırmamaya çalışan birine. Kadın olmayı geçtim, bir insan demek bile anlamsız geliyor metnin bir yerinde. Kediden, boğadan farksız, onlarla birlikte yaşayan bir başka hayvana dönüşüyor. Sevmeyi, umut etmeyi, sevmekle kaybetmenin kederli kardeşliğini, kabullenmeyi şahane anlatan bir kitap. Duvar metaforunu kullanma biçimini sevdim ama bir yandan da duvarın kendisinden bu kadar az bahsetmesini garipsedim. Duvarın nereye kadar gittiğini merak etmeyişi, altını bir tünel kazmayı denemeyişi kısacası o duvarı öylece bir doğa olayı gibi kabullenişi metin içinde tutarlı ama yine de merak duygumu gidermiyor. Duvar var işte diyor. Nereden geldiğinin bir önemi yok. Var ve beni dünyanın kalanından ayırdı. Koca bir yalnızlığın içindeyim ve delirmemek için elimden geleni yapıyorum. İlk günden bulduğu inek sayesinde ya da yüzünden alamadığı kararlar ve ineğe bağlılığı bana çocuk sahibi olmayı çağrıştırdı. Hayatını sürdürmek için ona ihtiyaç duyuyor ama bir yandan da onu bırakıp gidebilseydi, kitabın sonundaki süprizi çok önceden bulabilirdi. Başka insanlarla da karşılaşabilirdi belki. Bunlara hiç gerek görmedi bile. Kendini kendi kementiyle bağladı. Ne tanıdık ve gönüllü bir tutsaklık! Okurken insanı çarpmayan ama bittiğinde unutamayacağını anladığı kitaplardan. 1963 yılında basıldığında çok da ilgi görmüyor. Belki bugün teknoloji ve sosyal izolasyon hepimize kendi duvarlarımızı inşa ettiğinden daha popüler bir kitap. Çağının ilerisinde bir kadın yazar. Kadın- erkek ilişkilerine de benzer bir bakışı var. Kitaptaki feminist yaftası bu kitabın metniyle değil yazarın fikirleriyle ilgili. Yazmaya başladığında kocasına bunun örgü örmek gibi bir hobi değil de bir ihtiyaç olduğunu anlatmak için uzunca mücadele ediyor. Belli ki bir noktada pes edip boşanıyor. 8 yıl sonra kim bilir neden, aynı adamla tekrar evleniyor. Ölmeden kısa süre önce yazdığı bir metin var. Vasiyetnamesi de sayılıyor. Çok üzüldün ve çok sevindin, tıpkı senden önce yaşamış diğer insanlar gibi, diyor. Bu sıradanlık vurgusu sırası gelen ölüp gidiyor, hissi çok güçlü ve çok kırıcı. Bugünün, sen her şeyden daha değerlisin, bakışına da ters. İnsanı üzüyor. Ama öyle gerçek ki ayıltıcı bir tokat gibi de vuruyor. Bir sağ kroşe daha. Hepimiz nakavt oluyoruz.
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023574 okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.