Nefis bir okumaydı ve bu kadar seveceğimi hiç düşünmemiştim. Harika bir psikolojik analiz söz konusu ve daha ilk günden rüyama etki eden bir anlatım. Bayıldım!
İsimsiz kadın karakterimiz kuzeninin av köşküne davet edilir ve kendisi köşkteyken yürüyüşe çıkan kuzenleri geri dönmez. Onları aramaya çıkan kadın kendini tüm dünyadan soyutlamış bir duvara çarpar! Bundan sonrası hayatta kalma çabası. Distopya mı desem yoksa bu çaba arttıkça ütopyaya mı dönüşüyor desem bilemiyorum. Yazarın kaleminin gücü öyle etkili ki anlattığı her şeyi birebir yaşadım hissettim. Bazen deli gibi korktum bazen hissiz duygusuz öylece kalakaldım. Sıkıştım, umut ettim, kaygılandım, yoruldum… Tüm bunları kendisinin yazdığı rapordan okuyoruz ve belirli bir tarih sıralaması yapmıyor bazen. Yani ileride ne olacağını ne gibi zorluklarla mücadele edeceğini önceden bildiriyor bize. Biz tüm bunları bilerek, kayıplarına korkularına şahit olarak ilerliyoruz sayfalarda.
Anlatılanın ötesinde belki de çağdaş dünyada kendi içimizde yapayalnız oluşumuzu metaforlarla aktarmaya çalışıyor yazar. İnsanın hayatının temelinin ne güzellik ne iyilik ne adalet olacağını; temel noktanın sevgi olduğuna işaret ediyor ve bunu çok da güzel başarıyor. Bazen hayatta kalmanın sadece sevdiklerin için değer olduğunu aktarırken, türü ile benzetildiği Robinson Crusoe’den de bu sebeple ayrılıyor. Mesele sadece yaşamak değil, sevdiklerin için yaşamak diyor adeta. Yazar bence bu zamana kadar çok hafife alınmış değeri bilinmemiş. Öyle ki dilimize çevrilmiş başka eseri yok. Hem üzüldüm hem utandım. Yakın zamanda tüm kitaplarının çevrilmiş olmasını diliyorum.
Kitap biter bitmez 2012 yapımı filmi de izledim. Oyuncuya da hayran kaldım;) oyuncu, kitap boyunca hayalimde canlandırdığım ifadeyi çok iyi yansıtmış. Bununla birlikte bence her
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023564 okunma
Bu kadar durağan olduğu halde bu kadar keyifle okunan çok az kitap vardır sanırım. Durağan eşittir sıkıcı genellemesini bozar bu kitap işte.
Bir dağ evinde tatil yaparken gizemli bir görünmez duvarın ardında dış dünyadan tamamen kopan bir kadının hikâyesi bu. Duvarın öte tarafında hiçbir yaşam belirtisi olmadığı için dünyada tek başına kaldığına kani oluyoruz. Duvarın bu tarafında ise onunla birlikte bir köpek, bir inek ve bir kedi var.
Duvar, edebiyat tarihinde kıyamet-sonrası anlatılarla aynı raflara konulsa da, aslında bundan çok daha fazlası. İlk bakışta bir hayatta kalma mücadelesi gibi görünüyor. Doğaya, en az kendine olduğu kadar yabancılaşmış ruhumuz, her şeyi bir düğmeyle çözmeye alışmış beceriksiz ellerimiz üzerine düşünmeye başlıyoruz ya, onunla kalmıyor yazar. Birbirine dolanan sorular yeşilleniyor duvarın bu tarafında.
Tüm o üstünüze yapışan etiketlerden, toplumun biçtiği rollerden kurtulunca, kimsenin eşi, annesi, arkadaşı, komşusu olmadığımızda kim kalıyoruzdan başlayıp hiç umut yokken bile her sabah o yataktan kalkacak gücü, kimse bakmıyorken bile saçını tarayacak isteği nereden nasıl bulabildiğimize uzanan, saçaklı yeşillikler.
Kitabın arka kapakta feminist bilimkurgu olarak tanımlandığını gördüm. Katılamıyorum. Kadın, duvarın ardında tüm toplumsal rolleri kaybediyor: eş, anne, ev kadını…Artık bunların hiçbirinin anlamı yok. Evet, toplumsal rollerin çözüldüğü bir özgürleşme var. Ama bu, doğrudan erkek egemen düzeni hedef alan bir politik manifesto değil; daha çok yalnızlık ve görünmezlik üzerine kurulu bir anlatı. Bu da feminist bir duyarlılık taşır taşımasına ama doğrudan politik bir manifestoya dönüşmez bence.
Sıradan bir günün içinde çarptığımız duvar bütün her şeyi değiştirebilecek dünyaya koyabilir insanı. Bu bir kadınsa oluşan dünya kadının yarattığı bir güzelliğe dönüşüyor. Doğadaki zorluklarla mücadele etme, hayvanlarla bağ kurma, öngörülü iklimsel hazırlıklar yaparak yalnızlıkla örülmüş bir yaşam alanı oluşturuluyor. Robinson Cruise benzetilmiş ama ben çok daha farklı baktım. Distopik oluşan bir duvarın içinde yaşamın sıkışmışlığı, mücadelesi ve çaresizlikleri var. Hayatımızın bazı yerlerinde görebiliyoruz bunu özellikle iş hayatında.
Kitap kadının direngen mücadelesi femen düşüncelerle desteklenerek yalnız yaşamın olay örgüleri ile anlatılmış. Duvar metaforu beklediğim gibi güçlü kullanılmamış ve ansızın depreştirip karakter ele almıyor. Kadının duvar metaforuna karşı kabullenişi ve savaşı yalnız yaşamla kendini göstermesi eleştri olarak gösterebilirim. Rutin gündelikleri güzel bir tempoyla aktarmış ama bazı detaylar daha iyi daha güçlü vurgulanabilirdi. Genel itibariyle femen yaklaşıma dair başarılı bir kitap. Kadının bağlarını ve umutlu yaşam mücadelesini güzel ele almış. Keyifli okumalar.
Soyut Bir Berlin Duvarı
Distopik bir feminist bilimkurgu olarak adlandırılan bir roman. Soğuk Savaş dönemini ve Berlin Duvarı’nı akıllara getiren, ironik şekilde eleştiren bir roman.
Kitap isimsiz bir kadının akrabaları ile beraber av köşküne gitmesi ile başlıyor. Av köşkünden uzaklaşan çift bir daha dönmüyor ve isimsiz baş karakterimiz çiftin köpeği ile baş başa kalıyor. Kadın, çevrede olan değişimleri fark etmeye başlıyor. Şeffaf bir duvar. Sınırları belli olmayan ama bölgeyi ikiye ayıran.
Kitabın gelişim süreci bireyin yalnızlığını ve hayatta kalmasının süreçlerini anlatıyor. Yazar doğayı çok seviyor, yarattığı kulübe ve çevresi aslında yaşantısında yer eden yapılar ve olaylarmış.
Çok hızlı bir temposu var, kurgu kendi içine alıyor. Araya serpiştirilmiş metaforlar ve alt mesajlar güzel ama bir kısımda tekrarlara düşüyor roman. Daha kısa bir şekilde de iyi bir kıvama gelebilirmiş bence. Okunur mu, evet. Fakat kitaptan daha çok yazarı sevdim diyebilirim. Bunun da büyük bir nedeni sonsöz.
İyi bir kurgu ama işleniş olarak tekrara düşen yapı okuma hızını ve zevkini biraz düşürüyor. Duvar metaforunu çok beğendim.
Yerinde ve altı dolu feminist düşünceleri var yazarın o da sevdiğim başka bir husus.
Uzun, çok uzun zamandır bir kitap hakkında bir şeyler yazabilmeye dair enerjim olmadı. Hatta epey uzun bir süre kitaplarla aram açıldı. Kendimi sarstığım ve bu boşluktan uyandırmaya karar verdiğim ekim ayından bu yana eski dostlarıma dönmüş gibi hissediyorum. Bu kitap da zevkimin eskisinden çok daha farklı alanlara kaydığını apaçık gösterdi bana. Bundan belki 5 yıl önce bu kitabı okumak adına elime almış olsaydım bitirebileceğimi sanmıyorum, sıkılırdım. Ama şu yaşımda; hayatta nereye gittiğimi anlamaya ve kendimi, kim olduğumu, nasıl bir yetişkine evriliyor olduğumu çözmeye çalışırken beni dinginleştirdi. Zihnimi sakinleştirip kitaptaki karakterle bütünleştirdi. Onunla birlikte iyi, şaşkın ve bazen de kötü oldum. Olay neydi, sonu nereye bağlanacaktı, her şey açıklansın beklentisiyle okunacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Önceden bana da sonu havada kalmış gibi gelirdi, bir sebep isterdim. Ama şu an kitabın sonu ilginç bir şekilde zihnimde oturmuş gibi. Hatta merak da etmiyorum. Ederim sanmıştım. Ama okuduğum süre boyunca karakterle birlikte onun düşünceleriyle ben de hayatın akışını, zihnimi ve düşüncelerimi sorguladım. Sanırım bu beni tatmin etti. Son olarak okumak isteyenlere tabiki tavsiyemdir. Ben gayet memnun ayrılıyorum bu yolculuktan.
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023564 okunma
Kitabın bitmesini beklemeden filmini izledim Duvar’ın. Bir kez daha kitabın büyüsüne hayran kaldım. O kadar içine çeken bir kitap ki, okuduğum dönemde gece gök gürültüsüne uyandım ve kendim dışında birileri için tedirgin olduğumu fark ettim. Hiç kuşkusuz onlar Bella ve oğluydu. O köyden çıkamayacağını anladığı anda hala yaşamak için çabalayan bir kadın. Ben olsam bırakır mıydım her şeyi diye düşünmedim değil. Kitapla ilgili tek eleştirim o “yabancı” hakkında bilgi vermemesi. Belki de dünyada yaşayan son insan olduğunu düşünürken birgün bir yabancı çıkıp geliyor ve biz onun nasıl hayatta kaldığını, bunca zaman nerede olduğunu bilmiyoruz. Biraz eksik hissettirdi. Ancak bu sene okuduklarım içinde sanırım ilk 5’ime dahildir.
Distopik bir bilimkurgu olarak nitelendirilen Duvar'ın çevirisini yapan Ersel Kayaoğlu'na göre; 80'lerde hız kazanan kadın hareketine bağlı olarak "kadın edebiyatı" kavramının gündeme gelmesi, 1977'de ABD'nin elinde nötron bombası bulunduğunu açıklaması ve nükleer silahlanma tartışmalarıyla birlikte barış hareketi ve çevre kirliliğine gösterilen duyarlılığın artması gibi faktörler 1920 doğumlu, Avusturyalı yazar Marlen Haushofer'in yeniden keşfedilmesine etki etmiştir.
Romanı feminist edebiyat yaklaşımıyla ele alan Anke Nolte'ye göre, birden ortaya çıkan bu duvar kadının erkek egemen toplumdan dışlanmasının metaforudur. Kayaoğlu'na göre ise, romanda erkek egemen düzene açık bir eleştiri yöneltilmediği ve bir karşı kadın dünyası oluşturulmadığı için feminist bir metinden söz etmenin önünde engeller vardır; ancak narsistik olmayan sevginin romanda önemli bir yer kapladığı dikkate alındığında romanı “kadın metni" olarak tanımlamaya olanak sağlayan bazı unsurların olduğu görülmektedir. Kayaoğlu, 1963 tarihli Duvar'ın modern bir Robinson öyküsü olarak okunamayacağını da ekler ("Tamamen sıradan bir hikâye" - Marlen Haushofer ve Sıradışı Romanı Die Wand).
Romanda adı verilmeyen ben-anlatıcı rolündeki kadın, kuzeni Luise ve kuzeninin kocası Hugo'nun daveti üzerine onların av köşküne gider. Çift, bir şeyler içmek için yakınlardaki bir köye iner. Kadın onları beklerken uyuyakalır ve ertesi sabah
uyandığında Luise ve Hugo'nun hâlâ dönmediğini görür. Onları aramak üzere yola düşen kadın, ötesine geçemediği bir engele çarpar. Kadın bu engelin şeffaf bir duvar olduğunu ve duvarın diğer tarafında canlıların donup kaldığını fark ederek geri döner. Kadının yanında sadece bir köpek, inek ve kedi vardır ve simbiyotik yaşamın birer parçası olarak hayata tutunmaya çalışırlar. İki buçuk
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023564 okunma
Duvar --Marlen Haushofer
Beni bu kitapta bu kadar etkileyen şey neydi, hâlâ bulamadım. Kitabı bitireli günler oldu; hâlâ aklımdan çıkmıyor ve düşünüyorum. Zaten okurken de kitapla bir türlü vedalaşamadım. Bitirmek istemedim. Her gün okumama rağmen bir türlü sona gelemedim.
Bir kadın, bir sabah bir orman kulübesinde uyanıyor ve etrafı görünmez bir duvarla kaplı. Duvarın dışında artık hayat yok; içinde ise yaşayan tek insan kendisi. Ona eşlik eden bir köpek, bir kedi ve bir inek var. Bugüne kadar yaşadığı her şey bir gecede geride kalmış. Kendisi dışında her şey son bulmuş ve şimdi bu gerçekle bir hayatta kalma savaşına başlıyor. Burada dört başı mamur bir serüven okumuyoruz; tam tersine, bizi rahatsız eden, içimizi kılçıklandıran bir metinle karşı karşıyayız.
Yaşadıklarını, kadın karakter bir rapor hâlinde tutmaya karar veriyor ve yazıyor. Biz de hikâyesini bu raporlar aracılığıyla öğreniyoruz. Bu raporları yazarken ismini asla vermiyor. “Benden geriye ismim kalmayacak, öylece kaybolacağım,” diyor. Ve bu ismini vermek istemeyen kadın, bir yandan yaşam mücadelesini anlatırken bir yandan da ilişkileri, eğitim sistemini ve doğayla kurduğumuz bağı hem gözden geçiriyor hem de sorguluyor. O bunu yaparken, okuyucu da kendini sorgularken buluyor.
Çünkü…
Kimse seni görmüyorken sen nasıl bir insansın?
İnsan, modern toplumdaki tüm rollerinden soyunduğunda geriye kim kalıyor?
Kahramanımız kendini doğaya karışmış olarak tanımlıyor:
“Hâlâ zayıfım ama kaslıyım, yüzüm minicik kırışıklıklarla kaplı. Çirkin değilim. Ama çekici de değilim; bir insandan çok bir ağaca, hayatta kalmak için bütün gücüne ihtiyaç duyan, metanetli, küçük bir kahverengi ağaç gövdesine benziyorum.”
Tam da böyle anlatıyor dönüştüğü kişiyi.
Tüm bu mücadeleyi okurken içimde hiç şefkat duygusu belirmedi. Çünkü burada
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023564 okunma
Zorlukları (duvarları) her zaman yıkamayız ama onların içinde zihnen özgürleşip, doğayla ve kendimizle barışarak yepyeni, güçlü bir hayat kurmayı öğrenebiliriz.
Einstein'ın izafiyet teorisini kanıtlayan bir kitap resmen. Nasıl 200 sayfalık bir kitap zamanı böyle bükebilir. Normalde distopya aşığı olan ben yuvarlana yuvarlana okudum kitabı. Saatler geçiyor ama bakıyorum sadece 2 sayfa okumuşum. Hani günlük diziler vardır ya 'beni affet', 'deniz yıldızı' gibi dizinin ilk bölümünü izledikten sonra aradan 20 bölüm geçse bile bir şey kaybetmeden izleyebileceğiniz diziler tam olarak öyle bir kitap. Kitabın ilk 5 sayfasını ve son 5 sayfasını okusanız kitabı okumuş olursunuz hiçbir şey kaybetmeden.
Kitabın konusuna gelecek olursak Robinson crouse ile çok benzer ama Robinson'un yazarı kesinlikle daha başarılı bir iş çıkarmış diyebiliriz.
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023564 okunma
Marlen Haushofer 11 Nisan 1920’de Yukarı Avusturya’da, Frauenstein’da doğdu. Viyana ve Graz’da Alman Dili ve Edebiyatı okuduktan sonra kocası ve iki çocuğuyla Steyr’da yaşadı. İlk metni 1946’da yayımlandı. Romanlar, kısa öyküler, novella’ların yanı sıra çocuk kitapları ve radyo oyunları da yazdı. Kemik kanserine yakalandı ve yaşamının son yıllarını bu hastalığın gölgesinde geçirdi; 21 Mart 1970’te Viyana’da öldü.
1953’te Devlet Edebiyat Teşvik Ödülü, 1963’te Arthur Schnitzler Ödülü ve çok sayıda edebiyat ödülünün yanı sıra 1968’de Avusturya Devlet Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesine rağmen ancak ölümünden sonra, kadın hareketinin ve kadın yazını araştırmalarının onu keşfetmesiyle yapıtının önemi anlaşılmış, kitapları büyük bir başarı kazanmıştır. Bugün Ingeborg Bachmann’la birlikte modern kadın yazınının öncüleri arasında sayılmaktadır.
“Duvar” romanı 1963’te yayımlandığında dikkat çekti ve büyük saygı kazandı. Bu olağanüstü başyapıt 2012 yılında yönetmen Julian Roman Pölsler tarafından filme çekildi; başrolde ünlü aktris Martina Gedeck oynadı.