Puan vermedi·160 syf.····Okunma: 25 Mart 2026 22:26 Kitabın kalbinde yatan o sarsıcı metafor: Harese. Develerin çölde çok sevdiği dikenli bir bitkiyi yerken dillerinin kanaması ve kendi kanlarının tadıyla daha çok yemeye devam etmeleri... Livaneli, insanın ihtirasını ve kendi sonunu hazırlayan o doyumsuz doğasını bu şekilde betimliyor. Bu, hayata dair kurduğun empati temelli yaklaşımla örtüşen, insanın içsel savaşlarını anlatan çok güçlü bir imge.
İstanbul’da yaşayan gazeteci İbrahim’in, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölümünün izini sürmek için Mardin’e gidişi, aslında modern insanın kendi köklerine ve unuttuğu vicdanına yaptığı bir yolculuk. Mardin’in çok kültürlü, çok dilli ama bir o kadar da acıyla yoğrulmuş atmosferi, senin edebiyatta aradığın o "dramatik ışık" ve "derinlik" hissini her sayfada hissettiriyor.
Ezidi bir kadın olan Meleknaz karakteri üzerinden anlatılanlar, sadece bir mülteci hikayesi değil; insanlığın en karanlık ve en aydınlık yanlarının çarpışması. Hüseyin’in Meleknaz’a duyduğu aşk, aslında bir başkasının acısını yüklenme cesareti. "Merhamet zulmün merhemi olamaz" cümlesi, kitabın ruhunu özetleyen o can yakıcı gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.