·564 syf.····Okunma: 28 Mayıs 2018 20:13 "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım." #Kemal
“Orhan abi herkes bilsin çok naçizane bir kitap okudum.” #Tayfun
Bu dâhiyane yazarın, naçizane kitabını Kırıkkale’den önem verdiğim bir dostum ulaştırdı bana. Gerçi zaten kütüphanemde olan bir kitaptı ve “illa benim okuduğumu oku,” dedi. Kitabın içerisinde bol bol da notlar eklemiş, giriş kapağına da güzel üç beş cümle karalamış. Teşekkür ederim dostum, kitabını okudum.
548 sayfa olan kitapta ne acılar var ne acılar var. Bir kere en önemlisi 1970 – 1980’lerin yoksul Türkiye’si var. Sakın abarttığımı düşünmeyin, o dönemleri bilenler ne demek istediğimi çok daha iyi anlarlar. Şimdi burun kıvırdığımız rahatlığı, beğenmediğimiz yaşantımızı o dönemlerde ülkenin en zenginleri dahi yaşamıyordu.
Hastaneler tıka basa dolu, doktora görünmek için daha güneş doğmadan hastane kapısında bekleyen yaşlılarımız, hastalarımız. Hastanelerin bu kadar fazla olmayışı ve paranın her zaman kutsal şıkırtısı. İsimsiz tacizler, saklı kalmış “gel bakayım amcana, sen ne kadar büyümüşünler.”
Yasal tefeciler, yani bankerler. Halkın ve işverenin, zor gün dostu gibi görünüp elinin verip de kolunu kaptırdığı kişiler. Bu sebeple intihar ve cana kıyımlar.
Darbe… Askeri darbeler. Hani şu ülkenin gidişatını beğenmeyip de ordunun yönetimi ele geçirmesi. Hani sokağa çıkma yasakları konulan. Hangi şu geçtiğimiz yıllarda başarılı olunamayan, darbe.
Sağ ve sol davası. Herkesin haklı mücadelesi. Sağa göre solun, sola göre ise sağın vatan haini ilan edildiği yıllar.
1979 Amerika menşeli Imdepenta tankeri ile başka bir geminin çarpışmasıyla boğazda bir ay süren yangın. Kimileri der ki; “o kaza ile çıkan duman boğazı gündüz iken geceye çevirdi,” “bazıları ise gece iken gündüz etti.” Binlerce ton petrolün boğaz suyuna karışıp, günlerce yanması…
Jenny Colon. Fransız tatliş mi tatliş bir abladır. Aynı zamanda ürettiği çantaların isim annesidir. Jenny Colon kitabımızdaki esas oğlan olan Kemal Bey’in hayatını iki kere yerinden oynatmıştır. Biri varlığa biri ise yokluğa. Biri aşka, biri ölüme…
Ve aşk…
Kemal ile Füsun. Kitabı iki ana karakteridir. Füsun onsekiz yaşında dünya güzel bir kız, Kemal ise eh işte yoklukta gider denilmeyecek kadar sevgi dolu hayat dolu bir bey abimiz. Ve aralarında yaşanan olaylar silsilesi. Ayrılıklar, birleşmeler ve vazgeçişlerle dolu bir hikâye. Orhan abinin ise harika betimlemeleri. Kemal’in vazgeçmeyişi, olayı hastalık boyutuna taşıması ve Füsun için kendi hayatından dahi geçmesi. Hepsi güzel hepsi çok özeldi.
Müze. Bu fikir kimden çıktı bilmiyorum ama benim çok hoşuma gitti. Eğer ki Orhan abi bu yazdıkların senin gerçek hayatından bir parça değilse, hayal ürünü olarak kurduğun bu atmosferi müze ile taçlandırman gerçekten en büyük alkışları hak ediyor. Senin hayatın olduğundan da şüphem var. Belki de gerçek hayatta Orhan, kitapta ise Kemal’in bilemedim. Müze bileti için ise ayrıca teşekkür ederim.
Kitap sonunda, yani kitap bittikten sonra diğer karakterlerin akıbetinin de yazılması, neler yaptığının okuyucuya aktarıldığı kısım da çok hayli hoştu ben sevdim. En favorim ise Hain Sühendan :)
Geldik şimdi en janjanlı kısıma… Sevişiyorlar….. Cinsellik…. Çok müstehcen…
Bu kısmı incelememde yer etmeyi hiç düşünmüyordum ama bazı arkadaşların tepkilerine seyirci kalamazdım. Resme baktığında ne görüyorsan aldığın derste odur ya da kişinin fikri neyse zikri de o olur. Eğer ki sen kötülük ararsan en naçizane kitap da bile bulursun en kötü şeyleri. Lakin ben pek abartılacak bir cinsellik görmedim. Beni rahatsız eden, özgürlük ve modernliği bekâret ile sınırlamış olmaları.
Hatta nereden estiyse kitabın arasına şöyle bir not düşmüşüm; “Avmlerde bulunan fotoselli kapı gibi her önüne gelen erkeğe bacaklarını aralamak modernlik ve özgürlük olamaz.”
Neyse birazdan İstanbul için İftar vakti olacak. Kitap okunulası bir kitap. Müzeyi de en kısa zamanda ziyaret etmeyi düşünüyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Okuyunuz. Kendinize ait birçok şey bulacağınızı düşünüyorum.
Sevgi ile kalın…