Selvi Boylum Al Yazmalım, insanın içini sessizce kemiren o “sevgi mi, emek mi?” sorusunu yüzüne tokat gibi vurmadan, aksine usul usul içine işleyerek sorduran bir metin; tam da bu yüzden etkisi geçmiyor, bir yerde kalıyor, içinin bir köşesine çörekleniyor. Hikâye yüzeyde bir aşk anlatısı gibi dursa da aslında daha derinde, insanın kendine karşı verdiği o görünmez savaşın izini sürüyor; çünkü burada sevgi romantik bir sarhoşluk değil, çoğu zaman bir yanılsama, emek ise ağır, sessiz ama kalıcı bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Cengiz Aytmatov, karakterleri yargılamadan, onları kendi zaafları ve seçimleri içinde bırakıyor; bu da okuru rahatsız eden o tanıdık duyguya sürüklüyor: “Ben olsaydım ne yapardım?” İşte tam burada metin, bir hikâye olmaktan çıkıp aynaya dönüşüyor. Asel”in kararsızlığı, İlyas’ın tutarsızlığı ve baytimurun sessiz gücü aslında insanın içindeki üç ayrı ses gibi; biri tutkuyla yakar, biri kaçmaya meyillidir, diğeri ise kalmayı ve yük taşımayı seçer. Ve en acısı şu ki, insan çoğu zaman hangisinin doğru olduğunu bilse bile, doğru olanı seçmek için yeterince güçlü değildir. Kitabı okurken Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın o usta oyunculuğunu da unutmamak lazım; çünkü bu hikâye sadece sayfalarda değil, hafızamızda onların bakışlarıyla da yaşıyor. Bu yüzden bu eser, bitince kapanan bir kitap değil; aksine bitince başlayan bir iç hesaplaşma. Çünkü bazı hikâyeler vardır, okunmaz… yaşanır, hatta insanın içinde bir yerlerde tekrar tekrar yazılır. Selvi Boylum Al YazmalımCengiz Aytmatov