·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Mart 2026 21:28 Şu sıralar İspanyol edebiyatına merak saldım, Gasset, uzun zamandır okuma listemde olan ancak bir türlü sıra veremediğim filozoftu.
Bu eseri, Gasset’in 1925 yılında yayımlanan ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan avangart (yenilikçi) sanat akımlarını ve modern edebiyatın girdiği yapısal krizi anlamak için yazılmış en keskin, en analitik ve belki de en kışkırtıcı metinlerden birisi olmuş. Kitap, temelde iki büyük makaleden oluşuyor ve hem plastik sanatların hem de edebiyatın geçirdiği radikal dönüşümü felsefi bir neşterle yarmaya çalışmış yazar.
Şimdi, geçelim kitabımızın içeriğine.
Kitabın ilk bölümü olan sanatın insansızlaştırılması, 19. yüzyılın gerçekçi ve romantik sanat anlayışının 20. yüzyılda neden çöktüğünü ve yerini neden kübizm, dışavurumculuk veya sürrealizm gibi akımlara bıraktığını anlatıyor.
Peki nedir bu kavramın içeriği?
Gasset, insansızlaştırma kelimesini ahlaki bir çöküş veya bir hakaret olarak kullanmaz; bunu estetik bir teşhis olarak sunar. 19. yüzyıl sanatı (örneğin romantizm) izleyicinin duygularına, gözyaşlarına, melodramatik zaaflarına ve gündelik hayatına hitap ediyordu. İzleyici bir tabloya bakarken veya bir tiyatro izlerken eserin içindeki insanlık halleriyle empati kuruyor, sanat eserini gerçekliğin bir aynası gibi görüyordu.
Gasset’e göre modern sanat, bu insani, fazla insani duygusallığı eserin içinden söküp atmıştı. Sanatçı artık gerçeği kopyalamak veya izleyiciyi ağlatmak istemiyordu öyle değil mi? Biçimi, rengi, kelimeleri ve perspektifi çarpıtıyordu. Sanat, gerçek hayatın bir yansıması olmaktan çıkıp, kendi kuralları olan bağımsız, kapalı ve yapay bir evrene dönüşmüştü.
Ayrıca Gasset'in en kışkırtıcı tezlerinden biri de şuydu ondan da bahsedeyim: Yeni sanat (modern sanat) doğası gereği popüler olamaz, hatta anti-popülerdir. Modern bir sanat eseri (örneğin Picasso'nun bir tablosu veya Mallarmé'nin bir şiiri), toplumu anında ikiye böler: Anlayanlar -azınlık- ve Anlamayanlar -yığınlar-.
Gasset, kitlelerin sanatta kendi sıradan dertlerini ve tanıdık insan yüzlerini aradığını söylüyor. Modern sanat bu aynayı kırdığı için kitleler ondan nefret eder. Bu durum, sanatı estetik bir tefekkür olarak kavrayabilen seçkin bir azınlık ile, sanatı sadece bir duygu boşalımı aracı olarak gören kalabalıklar arasında derin bir ontolojik uçurum yaratıyor -umarım anlatabilmişimdir-.
Gasset'in biraz da roman üzerine düşüncelerinden de bahsedeyim de öyle bitireyim incelememi.
Gasset, klasik anlamda maceraya ve olaya dayalı romanın sonunun geldiğini ilan eder. Ona göre romanın konuları (olay örgüleri, entrikalar, tesadüfler) adeta bir maden yatağıdır ve 19. yüzyılın büyük yazarları (Balzac, Dickens, Dostoyevski) bu madeni tamamen tüketmiştir. Artık sadece ne olacağını merak ettirerek okuru tatmin edecek büyük, keşfedilmemiş olay örgüleri kalmamıştır -bana göre aşırı mantıklı çıkarımlar içeriyor burası-.
Gasset'e göre iyi bir roman, okuru kendi gerçekliğinden koparıp yazarın kurduğu o yapay, hermetik -sızdırmaz- dünyanın içine çeken romandır. Yazar okura karakteri dışarıdan tanımlamamalı, karakteri doğrudan okurun gözleri önünde sunmalı ve sahnelemelidir.
Son olarak toparlamam gerekirse Gasset'in bu kitabı, sanatın sadece hikâye anlatmak veya gerçeği kopyalamak olduğu yanılgısına indirilmiş sert bir felsefi eleştiriden fazlasıydı bence. Hem resimde hem de edebiyatta kolaycılığın, kitle dalkavukluğunun ve ucuz duygusallığın bitişini ilan ediyor. Zorluğun ve biçimin sanatı nasıl yücelttiğine dair, edebiyat ve sanat tarihi okumaları yapan herkesin temel alması gereken bir başvuru eseri çıkmış ortaya bana göre.