Fakir Baykurt 'un o sarsılmaz, yalın ama bir o kadar da derin dünyasına adım atmak, Tozak'ın çorak toprağında köylüyle birlikte ter dökmek gibi. Kitabı okurken, o insanların yokluk içinde var ettikleri "püren balı" tadındaki umutlarına ortak oldum. Köylünün devletle, bürokrasiyle ve en önemlisi kendi kaderiyle olan imtihanını okurken, her satırda o toprağın kokusunu duydum, kaplumbağaların ağır ama emin adımlarıyla çizdiği o hüzünlü yolda yürüdüm. Baykurt, sadece bir köy romanı yazmamış; toprağı namus, emeği kutsal sayanların, ama nihayetinde bir imza ile hayalleri ellerinden alınanların sessiz çığlığını kağıda dökmüş.
Kitabı okurken içimde kalan en buruk tat ise; o kadar emekle yeşertilen bağın, cehaletin ve katı kuralların pençesinde nasıl kuruyup gittiğini izlemek oldu. Kır Abbas'ın deli cesareti, köylünün o saf inanmışlığı bile dışarıdan gelen soğuk ve ruhsuz emirlerin yarattığı yıkımın önüne geçemiyor. Kaplumbağalar, sadece kendi kabuklarına çekilen hayvanlar değil; aslında hor görülen, görmezden gelinen ve sonunda yine kendi kabuğuna sığınmak zorunda bırakılan bir halkın ta kendisi. Bu kitap bittiğinde kapağı kapatmadım, sanki o çorak bağın ortasında bir başıma kalıp, gidenlerin arkasından tozlu yollara baktım.
Sadecemoonlight Günaydın🌝 çok sağ ol arkadaşım 🤗❤️ İncelemeyi yazarken o çaresizliği yeniden hissettim sanki. Beğenmene çok sevindim canım.🙏 Senin yolun düştü mü hiç Tozak’a? 🌹🥰
İncelemenizi çok beğendim ve iki beğeni atasım geldi bunu ikinci beğenim olarak görün ve hiç mütevazi olmanıza gerek yok. Gerçekten bir tık kıskandım (iyi anlamda) maaşallah 🤏