Öncelikle kısa bir konu özeti geçeyim kitap Ankara'nın Tozak köyünde (hayali bir köy) yaşayan insanların yaşama mücadelesini anlatıyor. Çevre köylere kıyasla yeşilsiz bir köydür Tozak. Bir gün köyün eğitmeni bağ ekme fikriyle Muhtar Battal'a gider ve Kır Abbasla da el ele vererek köylüleri uyandırırlar. Hep beraber imece usulü binbir zorlukla kendi imkanlarıyla 120 dönüm bir bağ kurarlar. Köyün yaşlısı olan kır abbas aynı kaplumbağalar gibi bağdaki kabuğuna (talvarına) çekilir. Bu süreçte devletten hiçbir destek göremezler. Talep etselerde hiç elini uzatmaz 'hökümetleri'. Okumayanların tadı kaçmasın daha bilgi vermeyeyim. Olaylar bunun çevresinde gelişiyor. Kesinlikle tavsiye ederim.
Bu kitap daha okuma aşamasında en sevdiğim kitaplar listeme giren ilk kitap oldu.Hiç odaklanma problemi yaşamadım. Nerde olursam olayım kitabın evrenine o kadar rahat girebildim ki. Karadelik gibi bir kitap sizi içine çekmiyor adeta vakumluyor ...
Kitap o kadar hayatın içinden ki yazarın eşekli kütüphaneci eserindeki gibi gerçek bir hikaye zannettim. Meğerse kurgusalmış. Beni güldüren , sinirlendiren anlar yaşadım okurken. Özellikle Kır Abbas'ın olur olmadık çıkışlarına lafı tam gediğine koyuşuna sesli şekilde kahkaha attım. Gelen memurların kendi hayatları dışındakilerle ilgilenmemeleri. Toplumdan bu kadar izole yaşamaları, köylüleri sürekli kendi işleri için avare etmeleri falan cin fitil oldum açıkcası.
(Spoiler bu paragraf) Sonunda ooohh ne güzel yaptı dedim içimin yağları eridi. Cinler götürdü bağı alın başınıza çalın
Birazda ana fikre odaklanalım. Çoğu devlet kurumunda sorununu aslında çözmeyen -zaten bununla da ilgilenmeyen- formaliteden bir sürü işlem yaptırılıyor insanlara. Hiç bir şeyi çözmezmiş gibi birde gram saygı duyulmuyor ne kişiye ne de zamanına.