·649 syf.····Okunma: 30 Mart 2026 12:58 Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk gibi Türkiye'nin en iyi kalemlerinden birinin ilk roman denemesi. Sonuna Pamuk'un eklediği nottan da anlaşılacağı üzere yazarın biraz Buddenbrook Ailesi adlı Thomas Mann romanından, biraz da ailesi ve kendi yaşantısından yola çıkarak yazdığı Cevdet Bey ve Oğulları, kitaba ismini veren Cevdet Bey'in II. Abdülhamit döneminde henüz ticaret Rum, Musevi, Ermeni gibi kökenlere sahip yurttaşların elindeyken küçük bir dükkandan yola çıkarak büyüttüğü bir ticari girişimin ilk seneleriyle başlıyor.
Cevdet Bey'in çok ilgi çekici macerası, ne yazık ki tam da en ilgi çekici ve heyecan verici yerindeyken, yani büyük umutlarla başladığı dükkanını büyütürken ve evliliğiyle başlayan yeni hayatının ilk günlerini yaşayacakken bıçak gibi kesiliyor. Halbuki onun Nigan Hanım ile evliliği, Nişantaşı'nda yeni aldıkları konağı nasıl çekip çevirecekleri, ağabeyine büyütmek için söz verdiği yeğeni Ziya'nın yanlarına gelip gelemeyeceği, gelirse uyum sağlayıp sağlamayacağı, Cevdet Bey'in çocuklarının doğumu ve büyümesi gibi detayları okuyamıyoruz.
Okur, buralar atlandıktan sonra kendini birden Cevdet Bey'in üç çocuğu Osman, Refik ve Ayşe büyümüş, torunlar dünyaya gelmiş, Cevdet Bey ile eşi Nigan Hanım yaşlanmış olarak buluyor. Doğrusu bu durum beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Bu zaman sıçramasından sonra sayfalar boyunca Cevdet Bey'in ailesinin ve oğlu Refik'in iki samimi arkadaşı Muhittin ile Ömer'in yaşantılarını okuyoruz. Bazı bölümler o kadar uzuyor ki neden Cevdet Bey ile Nigan Hanım'ın yeni yaşantıları yerine bunları okuduğumuzu anlayabilmek de çok mümkün değil.
Kitabın son kısmında ise artık üçüncü kuşağın yani torunların da büyümesiyle ailenin geldiği noktayı görüyoruz. Cevdet Bey'in modern bir aile kurmak için döktüğü emeklerin gerçekten işe yarayıp yaramadığını da okuduğumuz bu bölümlerde Ahmet Işıkçı karakterinin aslında ne kadar yazar Orhan Pamuk'a benzediğini de fark edebiliyoruz. Bu kısa bölümlerden sonra da kitap son buluyor.
Netice itibarıyla ilk bölümlerin kısa kesilip zaman sıçraması olması okuma zevkini oldukça azaltırken kimi karakterlerin mesela Osman ile Ayşe'nin çok derinliklerine inilmemesi, Osman'ın eşi Nermin'in ne gibi motivasyonlarla o dönem için beklenmedik bir yola saptığının çok anlaşılmaması, Perihan karakterinin ileride yapacağı cesur adımın hangi saiklerle gerçekleştirildiğinin bu kahramanın bakış açısından gösterilmemesi gibi aslında ilerleyen romanlarda Orhan Pamuk'un yapmayacağı bazı acemilikler bu romanda yer alıyor. Ancak bir yazarın ilk romanı olarak da çok güçlü olduğunun, bir çok yazarın, hatta dünya klasiklerine imza atan büyük isimlerin bile ilk romanlarında bundan daha geride bulunduğunun da bu yazdıklarıma ek olarak bir yerde durması gerekiyor. Pamuk külliyatını okumuş tüm okuyucuların bu kitabı mutlaka kütüphanesinde bulundurması ve okuması gerektiğine inanıyorum. Böylece Orhan Pamuk'un ilerleyen kitaplarını anlamak da daha kolay olacaktır.