·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Mart 2026 19:39 Gasset’in ölümünden sonra yayımlanan olgunluk dönemi şaheseri diyebileceğim İnsan ve Herkes, sosyolojiyi kuru bir istatistik veya kurumlar tarihi olmaktan çıkartıp, insanın ontolojik trajedisi üzerinden yeniden tanımlayan kışkırtıcı bir metin olma özelliği taşımış ve gayet de güzel bir eser ortaya çıkmış. Gasset, bu kitabında devlet, hukuk veya sınıf gibi makro kavramlardan ziyade selamlaşma, dil, gelenek ve dedikodu gibi mikroskobik toplumsal kullanımların bireyi nasıl esir aldığını inceliyor.
Biraz daha detaya inelim.
Gasset, felsefesini sarsıcı bir önkabulle başlatıyor: İnsan hayatı, özünde ve en derin katmanında radikal bir biçimde yalnızdır. Gerçek ve otantik bir varoluş, ancak insanın dış dünyanın gürültüsünden kopup kendi içine çekilmesiyle mümkündür. Dış dünya, diğer insanlar ve eşyalar, sürekli olarak bireyi dışarıya çağırır, onu kendi merkezinden savurur. Atölyesine kapanıp dış dünyayla doğrudan teması reddeden, sadece kendisine ulaştırılan fotoğraflara bakarak yağlı boya portreler çizen asosyal bir zihnin yaşadığı krizler, bu kavramlar üzerinden kusursuzca okunabilir. Dışarının (müşterilerin, siparişlerin, beklentilerin) yarattığı o boğucu dışa savrulma haline karşı, ressamın tuvaller, fırçalar ve boya kokuları arasındaki o izole atölyesi, aslında Gasset'nin bahsettiği kendi içine dönüşün sığınağıdır. Ancak bu sığınak, yaratıcılık için elzem olsa da, aynı zamanda kendi başına ağır bir psikolojik yük olma riski de taşır.
Peki bu kitabı diğerlerinden ayıran en önemli özellik nedir diye soracak olursanız hiç şüphesiz toplum kavramına getirdiği eleştiridir derim. Gasset'ye göre toplum, bir araya gelmiş bilinçli bireylerin oluşturduğu organik bir bütün değil; ruhsuz, anonim ve mekanik bir baskı aygıtıdır. Bu aygıtın adı "Herkes"tir -başlığa uygun yazdım.
* "Böyle giyinilir."
* "Bu resim böyle çizilir."
* "Müşteriyle böyle konuşulur."
Bu kuralları kim koymuştur? Hiç kimse. Daha doğrusu "Herkes". Gasset, "Herkes"in, otantikliği ezen isimsiz bir tiran olduğunu söyler. Kendi ilhamı için değil de sırf para kazanma zorunluluğuyla, "Herkes"in beğeneceği sıradan portreleri üretmek zorunda kalmak, sanatçının kendi ruhunu isimsiz bir kalabalığa kurban etmesidir. Toplumsal teamüller, bireyin kendi seçimi değil, içine doğduğu ve otomatik olarak itaat ettiği anlamsız mekanizmalardır.
Kitabın içeriği dolu dolu, bu yüzden sakin kafa ile okumakta fayda var. Felsefe ve sosyolojiye ilginiz varsa kitabı daha severek okuyacağınızı düşünüyorum.