Gönderi

Üç Zor Mesele ve İsmet Özel hakkında...
10/10
·599 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Dikkat ! Bu kitap cemiyete amme hizmetidir. Uyanabilirsiniz :) "Dünya hayatında ne başarabilir isek meselesi olanlarla başaracağız! " İsmet Özel İsmet Özel batı usulü teslis zorbalığı diyor üç zor mesele için. Bunu kitabında "Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma " olarak üç ana başlıkta toplamış. Daha sonra çok uzun sayfalar almayan nesirlerden ve üç ana başlığın altında günlük fıkralardan oluşan sekiz bölümden oluşan bu eser, gerek şairin düşün dünyasını ve şahsiyetini anlamak, gerek bizleri de içinde bulunduğumuz toplumun dinamikleri hakkında üzerinde derinlemesine düşünmeye sevk etmesi açısından oldukça değerli. Sadece toplumumuzu değil insanlığı da ilgilendiren meseleler hakkında bizleri derin tefekküre celbeden yazarımız için neden "Son büyük Türk şairi" dediklerini bu kitap sayesinde anlıyoruz. Üç zor meselenin dibacesi diye başladığı kitabın önsözünde zihninin kırk yaşına kadar intiharla meşgul olduğunu itiraf ediyor İsmet Özel. "Dünyaya intibakım akim kaldı; iyi ki de öyle oldu" İsmet Özel İsmet Özelin kırk yaşına kadar sosyalist ideoloji ile iç içe olduğunu daha sonraları İslam'ı tercih ettiğini onun deyimiyle hidayete kavuştuğunu biliyoruz . "Sonunda ektiğimi biçtim ve yerimi buldum. Yerim okuduklarının İhlâs ve Fatiha sureleri olduğunu bilmeyen milletin olduğu yerdi. Bidat ve hurafeyi küçük düşürerek kendi örf ve adetlerime mensup olma başarısına erdim. Yerim mensup olduğum Türk milletinin himmet için okuduğu üç kulhüvallahü bir elhamdır. " İsmet Özel Cesareti, azmi ve asabiyetinin mizacı ile doğrudan ilgisi olduğu gibi intihara teşebbüsünün de şahsiyetinde etkisi olduğu bariz .Şiarı samimiyet. Zaten şair için samimi olmasa şiiri tutmaz derler. Bu düstur üzerine görebileceğimiz, kazanımları ile kendisine bir kimlik inşaa etmiş önemli şahsiyetlerden ve değerlerimizden biridir. "Müslüman şahsiyet yerini çağlar boyu her sözün ehemmiyetini idrak ile kazandı " diyen yazarımız bu değerini İstiklal Marşı derneğini kurarak taçlandırmıştır. Çünkü kendisi şiire bahusus İstiklal Marşımıza sahip çıkılmadığının anlaşılmadığının farkındadır. " Ne dediğimizi bilmekle mükellef olduğumuza kanaat getirişimiz müslüman şahsiyeti kazanmaktan duyduğumuz memnuniyetin tezahürü sayılıyor " diyor. Şair İstiklal Marşı ve bayrağımızın temsiliyetini İslam ile müşerref olduktan sonra üzerine almış, sırtını bu yıkılmaz ve sarsılmaz dağa yaslamış ve İslamın meselelerine o günden bu yana bigane kalmamıştır. Türk kimliğini kafatasçı bir anlayıştan çıkarıp Türklüğün bir "değerler manzumesi" olduğunu hatırlatmak adına gayret sarfetmiştir. Bu değerler manzumesinin nişanı olarak da Türk bayrağını ve İstiklal Marşını işaret etmiştir. Tüm bu meseleler önümde dururken bu kitabı yazmayı bir görev bildim diyor. Hakikat hiç kimseyle paylaşılmasa bile hakikat olma vasfından bir şey kaybetmez. Ama paylaşılmayan hakikat hiçbir zaman " tecelli" edemez. İsmet Özel İnsan olarak kendimizi nasıl algıladığımıza ilişkin bir kavram yabancılaşma. "Bir insan kendi sahiciliğinin deliline ulaşabilir mi ? Bir insan kendi sahiciliğine delil getirebilir mi ? İnsan kendi sahiciliğinin deliline ulaşmak şöyle dursun, onu nerelerde arayacağını bilme talihine bile eremiyor." Bilmekle mükellef olmak arasında sıkı bir bağ var. Kime ve neye derseniz deyin mesul bir mahluk insanoğlu. Mesuliyet meseleye, mesele mesuliyete dönük.İnsan sorumluluktan uzaklaştıkça özüne yabancılaşıyor. Modernitenin bize sunduğu insan profilinin maalesef mesuliyet duygusu yok. Batı her ne kadar bu meselenin farkında olsa da, yeni "insan" tanımlamaları türetse de yabancılaşma gibi bir mefhumu kullanmıyor belki de kullanamıyor. İnsanın kendi özüne dönmekle alakalı bir bilgilerinin olmadığı kanısındayım. Toplum nazarında meşguliyetleri eşyaya ve doğaya tahakküm ile kaim. Batıda "gönül" kelimesinin bir karşılığı yok. Bunu maddi olanla eşyalarla doldurmakla da teselli olamıyorlar. "Medeniyet ; yaşama biçimimiz, insanlarla olan bağlantımız, hayat tarzımızla ilişikili bir kavram. Bu geçerli bir kavram ise bizler hangi medeniyete mensup olacağız ? " Akif'in gösterdiği "tek dişi kalmış medeniyet" ile yüzlerce yıllık medeniyetimizin arasında nasıl bir tercih yapacağız ? Hangi medeni ölçüleri geçerli sayacağız ? Çağdaşımız olan medeniyeti doğru yaşamanın yegane gereği olarak görüp kendimizi batılı kalıplara girmeye mi şartlandıracağız? Hakim paradigmanın anlattığı hikayeleri kendi hikayemiz olarak mı telakki edeceğiz ? Yoksa kendi hikayelerimizi mi anlatacağız ? Hira dağının evlatları olimpos dağının evlatlarının mitleri ile mi büyüyecek ? Çağdaş medeniyetin biricik yaşama sebebi maddi istihsalin unsuru teknik. Şüphesiz teknolojiyi hesaba katmadan hayatın idamesinin bile mümkün olmadığı bir dünyanın insanlarıyız. Bilmek, modern dönemin enformasyon bombardımanı altında yaşamaktır. Enformasyon tek başına bir bilgi midir? Eğer bu bilgi yeterli ise batı hangi bilgide eksik kaldı ki modern Dünya insanı böyle bir çürümeye düçar oldu. Modern dünyanın en dinamik unsuru olarak teknoloji, hiçbir insan tekinin kendine kayıtsız kalmasına izin vermeyecek kadar nüfuz sahibi. Şüphesiz tekniğin toplumu değil bireyi öne çıkardığı bir medeniyetteyiz. Eğer siz teknolojiyi mesele yapmasanız bile o sizin başınıza bir mesele açmakta gecikmeyecektir. Bizim durumumuz daha da içler acısı. Batının tekniği karşısındaki halimiz firavunun sihirbazları karşısında hayretlere düşen halk misali. Batı medeniyeti kainattaki hareketi mihaniki kabul ederek bunun anlayabildiği kadarını sebep-sonuç münasebetlerine bağlamış, böylece belli bir alanda bilgiye vardığını sanmıştır. Bilgi alanında bu kapalı devreyi kurmakla da insanı bizzat kendi öz bilgisiyle karşı karşıya düşman hale getirmiştir. İşte bu tip bilgi ve bilim anlayışı tekniğe uygulanınca teknoloji bağımsız bir kuvvet, bir otorite, kanunlarını kendi koyan bir diktatör olmuştur. Buna modern putperestlik dememiz güç değil.Putperestlik gücünü putlardan değil, puta tanınan üstünlükten alır. Bu putperestliğe eğilimdir. İnsan kendi şerefini insandan gayri ne varsa onu yenmek, zincirlemek ve kullanmakta aradı ve bunu başardığı oranda güçlü saydı kendini. Bilimse bilim, ilimse ilim, paraysa para,şöhretse şöhret. Hangisi sana göre üstünse senin putun odur. Üstünlüğün takvada olduğunu işleyen hz.peygamber bu şekilde bir toplum sosyolojisi oluşturmayı hedefledi. Her şey rıza makamı için olunca bilim de ilim de para da,şöhret de insanlık adına çalıştı. İslam'ın toplum sosyolojisi için koyduğu PUT tanımının karşlığınının yerini doldurabilecek bir metodun günümüz sosyoloji ilimlerinde dahi olmadığını söylemek bu bağlamda yanlış olmaz. Teknik medeniyet ve insan değişimi hızına yetişilmesi güç bir hal aldı. "Bir insanın yetişme süresinin dörtte biri kadar zaman içinde toplumda hem siyasi durum, hem iktisadi konum hem de doğal ve teknolojik çevre değişiyor. Gençler tam kendilerine mahsus bir duyarlık içinde olacaklarını hissettikleri anda "eşya'nın" alışılmadık yeniliği karşısında bocalıyor, bir çeşit ihtiyarlığa sürükleniyorlar. Lakin bu olay tek yanlı değil. Her şey zıttı ile kaimdir. Türkiye'de gençler yok çünkü artık bu ülkede ihtiyar kalmadı. Türkiyenin yaşlıları aldıkları eğitim gereği hayalperest, delişmen ve taklit düşkünü kalmışlardır. Bulundukları yer dış görünüş bakımından ne kadar renkli, oyalayıcı, eğlendirici olsa da donuk ve ölü bir yerdir. Bunu anlamak gençlere düşer. Genç olmak kavrayış bakımından da atılgan ve seri olmanın gerektirdiği bir durumdur. Gerçekleri görmen belki önceki yıllarda yaşlılara yakıştırılan davranışlar arasında sayılabilirdi. Ama bugün yaşca ilerlemiş olanların gerçekleri göremeyecek kadar " genç" olmaları, yaşı genç ama kavrayış derinliği önemli boyutlara varmış bir neslin "olgun" göstermesini gerektirmektedir" İsmet Özel Hülasa, neyim, ne yapıyorum, ne ile yapıyorum diye sorduğumuz zaman karşımıza yabancılaşma, medeniyet, teknoloji çıkıyor. Önemle üzerinde durmamız gereken nokta, bunların karşımıza teker teker çıkmadılarıdır. Yabancılaşma ancak medeni bir hayat tarzıyla birlikte söz konusu edilebiliyor, medeniyet ancak kendi teknolojisi ile ayakta durabiliyor. Teknoloji, hayatını devam ettirebilecek bir medeniyeti üretiyor. Yabancılaşmadan medeni olunamıyor. Üç meselenin birbiri ile ilişkileri tam anlamıyla girift. Şair "Gözleri kapalı olarak yaşamayı tecrübe etmemiş olanlar körlere bir şey öğretmeye kalkmasın " derken, bir zamanlar gözlerinin kapalı olduğunu ve uyandığını itiraf etmiştir. Körlerin bu meselelere kafa yoramayacağını, bu meselelere çözüm getirmeye çalışmanın onlar için bir hırsız-polis oyunu olmaktan öteye gidemeyeceğini söylemiştir. Çünkü bu meseleler gayr-i müslim anlayış içinde ortaya çıkmış, gayri müslim hakimiyetinin gerçerli olduğu ortamlarda tahripkar boyutlara ulaşmış ve teknoloji ancak gayr-i müslimlerin ilizyonlarına hizmet etmiştir. Dolayısıyla bu meselelerin doğru formüle edilmeleri ve varsa bunlara çözüm getirilmesi imtiyazı sanıyorum müslümanlara mahsustur. Çünkü bu çağda ve bu yerde yeni bir yaşama biçiminin yeni bir yaşayış tarzının başlatıcısı olma imkanı Müslümanlardadır. Bize imkan olarak verilmiş olan Allah'ın kitabı ve Peygamber'in Sünnetidir.
Kitap Alıntısı
Üç Zor Meseleİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 20203,282 okunma
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.