~Gülsarı ve Tanabay hakkında~
Puan vermedi·224 syf.··
2026 2. kitabı
Kitabı bitirdiğimden bu yana hakkında konuşmak istiyordum, bugüne nasipmiş. Genel olarak kitaptan bahsetmek lazım gelirse, Aytmatov'un meşhur bozkırlarında, yaylalarında geçen hayatların bir hikayesi olduğunu söyleyebiliriz. Ve evet, yine sonuna gelip kapağını kapatınca bir süre boşluğa baktıran bir kitap. Şayet tanıdık duygular da varsa içinizde bir yere yerleşiveriyor fark etmeden. Tek tek olaylardan söz etmeyeceğim ama çarpıcı durumlardan bahsetmek gerekli. Bu hikaye doğuştan yorga bir at ve onun sahibinin birlikte tükettikleri bir ömrü anlatıyor. Kitabın başında Gülsarı'nın ve Tanabay'ın son hâliyle karşılaşıyoruz, sonra geçmişe dönüp o güne kadar neler yaşadıklarına neler hissettiklerine şahit oluyoruz bir bir. Tanabay gençliğinde sesi pek çok çıkan, celalli bir delikanlı. Parti ve savunduğu idealler için kendi kardeşine bile acımamasıyla tanınan, insanların Allah kimseye onun gibi kardeş vermesin dediği bir karakter. Gülsarı ise Tanabay'ın eline geldiğinde daha genç ama çok yetenekli bir at. Onun elinde gelişiyor, büyüyor. Herkes bu ikiliyi konuşuyor, Gülsarı gibi bir ata binmek için can atıyor. Sonra zaman geçiyor, geçmişten bugüne geliyoruz. Tanabay artık eskisi gibi genç değil ve partideki itibarı da eskisi gibi değil. Savaş yıllarından sonra kolhozun hâli, kendilerine verilmeyen değer onu çok öfkelendirir. Sahiden de, hayatınızı adadığınız bir şeyin, bir kişinin sizinle işi bittiğinde arkasını dönmesi, zaten yapmanız gereken bir şeymiş gibi davranması ve ne canınızın ne acınızın bir kıymete sahip olmaması oldukça büyük bir hayal kırıklığı. Hikayenin bu kısmında hep esip gürleyen Tanabay'ın artık "konuşsam ne konuşmasam ne kimse ne anlıyor ne anlamak istiyor" seviyesine geldiğini, kıyameti koparacağı şeylere içinden söylenip geçip gittiğini ya da hiçbir şey yansıtmayan bakışlarla olanları izlediğini görüyoruz. Hayal kırıklığı, nankörlük işte en sağlam taşları bile yıpratabilir. Susmaktan başka çaresi olmaz bazen insanın. Ya hak ettiğini düşündüğünden ya takati kalmadığından. Tanabay'la kurduğumuz empatiden sonra fedakâr eşine ihanet etmesine değinmeden de geçemeyeceğim. O öyle bir kadın ki, ne bu ihaneti fark ettiğinde gemileri yaktı ne de eşinin itibarına zarar vermek istedi. Tanabay da bu hadise olmamış gibi her zorluğunda karısına sığındı, ona sarılıp ağladı. Ama yine de yıllar sonra bile diğer kadını üzüntü ve özlemle hatırlamaya, evinin önünden geçerken kederlenmeye devam etti. Başkalarının,kendisiyle çıkar ve ortak fikir çerçevesinde yan yana bulunan insanların nankörlüğüne bu denli içten kırılan Tanabay çocuklarının annesine, kendisiyle en kötü şartlarda dahi kalmaya devam eden eşine bunu reva görmüştü nedense. İnsan evvela yaptıklarına bir göz atmalı sonra başına gelen olaylara neden ben demelidir. Nitekim kimsenin yaşattığını yaşamadan göçemediği bu dünyada Tanabay da yaptıklarının, bazen acı sözlerinin,bazen yapamadıklarının karşılığını alarak ömrünü tüketmiş oldu. Keşke yapsaydım demek mi keşke yapmasaydım demek mi daha acı, kestirmek zor. Elbette ki konular ve olaylar bunlarla sınırlı değil. Tanabay ve Gülsarı'nın hayatına daha pek çok hayat dokunuyor, bazen yıkıp geçtiği de oluyor tabi. Her şeye rağmen kitabın sonlarını okurken içimde oluşan hüzün çok yoğunlaşmıştı. Okunursa, ne demek istediğim anlaşılacaktır. Aytmatov'un mutlaka okunması gereken kitaplarından biridir. Cengiz Aytmatov
Edebiyat
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,2bin okunma
·
52 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.