Uzun zamandır çok satan listelerinde gördüğüm, ödüllü ve hakkında övüldüğü kadar eleştiri de yapılan Sarı Yüz’ü merak ediyordum, nihayet okudum. Kitaba ilk başladığımda önce hayal kırıklığı yaşadım, çünkü çalıntı bir eserin sahiplenilmesi fikri, edebiyat ve sinemada sıkça karşımıza çıkan biraz klişe ve eskimiş bir konu. Ancak sayfalar ilerledikçe hikaye bu klişenin içerisinde kalmadı, aksine detaylarla katmanlandı ve bambaşka bir yere evrildi. Özellikle bir kitabın ortaya çıkış süreci, yazar ile editör ilişkisi, yayıncılık dünyasının dinamikleri, popüler kültür ve sosyal medyanın, edebiyat üzerindeki etkisi, oldukça gerçekçi ve çarpıcı şekilde aktarılmış. Yazarın sektörde yaşadığı deneyimleri kurguya yedirerek iç döktüğü hissine kapıldım. Karakterler tarafında ise keskin iyi-kötü ayrımının olmaması dikkatimi çekti. Ana karakterin yaptığından rahatsızlık duyarken bir yandan da kendini sürekli aklamaya çalışması, Athena’nın ise tamamen masum bir figür olarak sunulmaması, yazarı kolaya kaçmaktan sıyırarak, hikâyeyi daha, daha gerçek ve tartışmalı kılmış. Yine de kitabın sonu bana tahmin edilebilir tanıdık geldi. Okuması oldukça akıcı, bu da sade ve günlük bir dille kaleme alınmasından ileri geliyor. Bu yönüyle edebi açıdan vav dedirtecek bir keyif vermese de kendini kolayca okutan bir kitap. Sonuç olarak beğenmedim diyemem aksine keyifle okudum. Ama bu kadar konuşulmasının ve sürekli gündemde olmasının, beklentiyi fazlasıyla yükselten bir durum yarattığını düşünüyorum. R. F. KuangSarı Yüz