[9.BÖLÜM]:Aureliano Babilonia
Çok yönlü bir roman karakteri olan Aureliano Babilonia’nın Gabriel Gabriel Garcia Marquez’in gerçek yaşamındaki izlerinden ve romandaki başka bir misyonu hakkında incelememin 4.Bölümünde bahsetmiştim.
Romanın sessiz ama en derin karakterlerinden biridir. Macondo’nun kaderini anlayabilen tek kişidir. Buendía soyuna mensup ancak dışlanmış ve gizli tutulmuş bir çocuktur. Büyürken ailesinden kopuk, neredeyse bir yetim gibi büyür. Sessiz, çekingen, içine dönük bir yapısı vardır. Hayatı boyunca kendini arayan, hayatı hep dışarıdan bakarak gözlemleyen bir canlı tanık gibidir. Buendia soyunun son halkası ve döngünün kapanışıdır. Bir aile destanının defterini tek başına kapatır; Macondo'nun yazgısını açıklığa kavuşturur ve döngüyü kapatır. O olmasa roman da tamamlanmış olamazdı. İşte bu kadar kritik öneme sahip bir roman karakteridir, Aureliano Babilonia.
Aureliano Babilonia’nın babası Mauricio Babilonia, annesi ise Meme Buendía’dır (Renata Remedios). Aureliano Babilonia, Meme Buendia’nın gayrı meşru çocuğu olarak doğmuştur. Babası Mauricio Babilonia bir şirketin garajında ustabaşı yardımcısıdır, yani işçi sınıfı mensubudur. Dolayısıyla aşık olduğu Meme Buendia ile sınıf farkı nedeniyle görüşmeleri yasaktır. Mauricio Babilonia’nın soyadı Babilonia’dır. Bunu temsil ettiği bir proleterya göndermesi olarak algılayabiliriz. Gabriel Garcia Marquez, isim seçimlerinde asla rastlantısal davranmaz. Babil/Babilonia adının sembolik anlamlarını biraz açtığımızda bu ismin mitolojik ve edebi katmanları, esere ışık tutmaktadır. Babil Uygarlığı; bellek, yazı ve kayıt demektir. Yazının, arşivin, kehanetin, kozmik bilginin tarihteki merkezlerinden biridir. Babil geleneğinde gelecek önceden yazılıdır. İnsan onu yaşarken değil ancak okurken anlar. Romanda Aureliano Babilonia şifreli elyazmalarını ancak her şey bittikten sonra çözebilmesi ve bilginin bir kurtuluş değil nihai sonu ilan eden bir farkındalık oluşu, Babil’in kaderci kozmolojisiyle uyuşmaktadır.
İncil'de Babil ise ahlâki çöküşün ve aşırı zenginliğin bir sembolüdür. Banana Company ise modern Babil’dir. Kolonyal şirket, ilk başlarda görünürde refah getirir gibi gözükse de sonrasında Macondo’yu yozlaştırır ve adım adım çürütüp yok eder. Aynı Babil/Babilonia gibi ne kadar güçlü olursa olsun çöken bir uygarlığın sembolüdür. Bu çöküş, tarihin kaçınılmaz yasalarını temsil eder. Macondo’nun kaderi de tam olarak böyledir; doğar, büyür, yükselir, çürür ve yıkılıp yokulur. Geriye en sonunda sadece Aureliano Babilonia kalır. Çağrışım çok nettir: Babil çöktü. Macondo da çökecek.
Babil Kulesi’nin mitolojik kökeninde dillerin karışması vardır. Melquiades’in yazmalarını ve dilini çözüp okuduğu anda artık şifreler çözülmüştür, anlam açığa çıktığında yapı da dağılır. Macondo, yazgısını tamamlamış bir hayalet şehir gibi kendi kendini silmeye başlar, bir tarihi devir kapanır, tıpkı Babil Kulesi gibi. Macondo’nun sonunu hazırlayan kaderi, hem tarihsel hem de mitolojik düzeyde tek başına Aureliano Babilonia’nın omuzlarına yüklemiştir, #y:779. İsmi Babilonia olan bu roman karakteri, tıpkı Babil gibi hakikat ortaya çıktığı anda çöken bir dünyanın son tanığına dönüşür. Ancak bundan daha büyük bir travması vardır; evdeki en aklı başında insan olan José Arcadio Segundo, Aureliano’yu yetiştirir. José Arcadio Segundo, Muz Şirketi katliamından sağ kurtulan tek kişidir ve yüzlerce insanın öldürülmesine bizzat tanıklık etmiş kasabanın yaşayan tek canlı hafızasıdır. José Arcadio Segundo, Muz Şirketi’nin yaptıklarına kadar kasabanın tüm hakiki tarihini Aureliano’ya anlatır. Yıllarca José Arcadio Segundo tarafından kulağına çalınan kasabanın hakiki tarihini yaşı kemale erdiği zaman etrafına anlatmaya başladığında söylediklerine kimse itibar etmez. Çünkü anlattıkları, tarihçilerin uydurduğu ve ders kitaplarına yazdığı düzmecelere taban tabana zıttır. Macondo halkına göre ise zaten José Arcadio Segundo’ya deli yaftası takan bir halkın onun dediklerini aktaran Aureliano Babilonia’yı ciddiye almaması, bu durumda gayet normaldir. Hakikat, rahatsız edici olduğunda bunu söyleyen kişi, deli olarak yaftalanır.
Deli olarak yaftalanmış birinin söylediği hakikat ise ilk başta dikkate alınmaz sonrasında da unutulur gider. Burası, maalesef romanın en karanlık gerçeklerinden biridir; anlatılanlar belgelerle uyuşmaz, tarihçiler şirketi aklayan bir anlatıyı ders kitabına çoktan sokmuştur bile ve hakikat, artık tarihin yazmadığı bir silik gölgeye dönüşmüştür. Halkın hafızası çoktan silinmiştir ve hafızasını kaybeden bir toplumda hakikat, sadece kuru bir söylenti muamelesi görmektedir. Daha da çarpıcı olanı: hakikat ile yalan yer değiştirir. Tam da burada Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1931 yılında söylediği o söz birden aklıma düşüveriyor:
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
Aureliano Babilonia’nın romanda taşıdığı sosyo-politik bir rol de bulunmaktadır; o, aynı zamanda sınıf atlamış, karma kökenli bir figürdür. Anne ve baba taraflarından yarı aristokrat yarı proleteryadır. Yani Macondo’nun kaderini anlayan kişi, hem Buendía hem de mitik olarak Babilonia soyundan gelir. Gabriel Garcia Marquez, mitolojik bir aile destanının içine Latin Amerika’nın sınıf çatışmasını cesurca bu karakter üzerinden metinlerine ustaca kodlamıştır. Aureliano Babilonia karakteriyle Marquez’in okuruna vermek istediği büyük mesaj ise şudur:
Yeni tarih, ne tamamen aristokrattan, ne de tamamen proletaryadandır; bu ikisinin karışımından doğacaktır.* * *
Eserde Aureliano’lar ile ilgili olarak göze çarpan çok başka bir şey daha var: Aureliano’ların derin bir melankolisi . . . Ve bu Aureliano’ların melankolisi özünde koskocaman bir Latin Amerika kıtasının melankolisini anlatmaktadır . . .
Sonraki bölüm ▷ #300917748