Bu kitap aslında bir roman gibi başlayıp, fark etmeden seni bir felsefe yolculuğunun içine çeken çok özel bir eser. Okurken bazen kendini Sophie gibi “Ben kimim?” diye sorgularken, bazen de bir dersin ortasında hissediyorsun. Ama işin güzel tarafı şu: Bu bir ders kitabı değil, hikâyeye gizlenmiş bir düşünme deneyimi.
Gaarder’ın dili sade, anlaşılır ve akıcı. Bu yüzden ağır felsefi konular bile boğmadan ilerliyor. Ama bazı bölümlerde anlatım biraz “ders anlatır gibi” uzayabiliyor—özellikle felsefe kısmı yoğunlaştığında hikâyenin büyüsü bir an geri çekiliyor. Yine de kitabın en güçlü tarafı şu:
Okuyana düşünmeyi öğretiyor.
Sorgulamayı normalleştiriyor.
Ve belki de en etkileyici kısmı: Hikâyenin içindeki o “oyun” hissi.. Gerçek ile kurgu arasındaki çizgi yavaş yavaş bulanıklaşıyor.
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder