Cumhuriyet'in 100 Günü'nü okurken en çok hissettiğim şey, Cumhuriyet'in kuruluş sürecine ilk defa gerçekten yakından bakıyormuşum hissiydi. Daha önce hep belli kalıplar içinde, daha düz ve net anlatılan bir dönemin aslında ne kadar karmaşık, kırılgan ve insanî olduğunu görmek beni ciddi anlamda etkiledi.
Yazarın dili bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Akademik bir konu olmasına rağmen gereksiz şekilde ağırlaşmıyor ve oldukça anlaşılır bir çizgide ilerliyor. Anlatım sade, net ve derli toplu. Bu da konuyu takip etmeyi kolaylaştırıyor. Özellikle olayların kronolojik bir akışla sunulması, süreci adım adım kavramamı sağladı.
En sevdiğim tarafı ise alıştığımız anlatının dışına çıkabilmesi oldu. Cumhuriyet'in ilanına giden süreci sadece büyük kararlar ve kahramanlıklar üzerinden değil aynı zamanda belirsizlikler, çatışmalar, stratejik hamleler ve insan ilişkileri üzerinden anlatması bana çok daha gerçekçi geldi. Özellikle dönemin aktörlerinin kusurlarıyla, tereddütleriyle ve zor seçimleriyle ele alınması, anlatıyı daha samimi kılıyor.
Kitap boyunca sık sık "bunu daha önce neden böyle düşünmemişim?" dediğim anlar oldu. Bildiğimi sandığım pek çok şeyin aslında ne kadar yüzeysel olduğunu fark ettim. Bu da Emrah Safa Gürkan bana kattığı en büyük değerlerden biri oldu. Tabii ki her konu çok derinlemesine işlenmiş değil, bazı yerlerde daha fazla detay görmek isterdim. Ama buna rağmen genel çerçeve o kadar iyi kurulmuş ki bu durum okuma deneyimini çok fazla zedelemiyor.
Genel olarak benim için hem öğretici hem de bakış açımı genişleten bir okuma oldu. Cumhuriyet tarihine ilgi duyan ya da bu dönemi daha farklı bir perspektiften görmek isteyen herkesin kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum. Bitirdiğimde aklımda kalan en net duygu tarihin sandığımız kadar net ve düz bir çizgi değil, aksine oldukça insani, karmaşık ve çok katmanlı bir süreç olduğu oldu..