Okan Bayülgen ile Müjde Ar’ın başrollerini paylaştığı, Mustafa Altıoklar’ın yönettiği Ağır Roman filmini izlesem de kitabından haberim yoktu bugüne kadar. Meğerse Ağır Roman filmi “Ağır Roman” adlı aynı kitabın beyazperde uyarlamasıymış. Romanın yazarı Metin Kaçan da karikatürist, oyuncu Hasan Kaçan’ın kardeşiymiş. Hasan Kaçan’ı Ekmek Teknesi dizisini izleyenler bilirler. Kardeşlerden Fatih Kaçan da oyuncuymuş. Kurtlar Vadisi’nde Pürmüz Hasan rolünde oynamış. Kurtlar Vadisi’nin ilk sezondan sonraki bölümlerini izlemediğim için Fatih Kaçan’a yabancıyım. Gördüğünüz gibi ailenin çocukları sanat için doğmuşlar sanki. Ancak bu kardeşler arasında Metin Kaçan’ın sıradışı bir yeri var hem sanatı hem de yaşantısı açısından.
Sanatı bakımından tek başına “Ağır Roman”ı (Everest Yayınları, 10. basım, Mayıs 2025) ele aldığımızda nevi şahsına münhasır bir eser olduğundan dem vurmayan her yorum eksiktir. Metin Kaçan resmen tek başına bir argo sözlüğü yazmıştır Almancaya ve Fransızcaya da çevrilen bu romanıyla. Gaftici, şopar, cıvır, kevaşe, mitra, moron, covino, kofti ve daha onlarca sözcük bu romanın içinde kaynaşmakta, dans etmektedir. Karakterlerin isimleri de bir o kadar acayiptir. Gili Gili Salih, Puma Zehra, Tilki Orhan, Gaftici Fethi, Orso, Fil Hamit... Kolera Sokağı’nın sakinlerinin gerçek isimleri önemli değildir, takılan lakaplar onları tanımanın püf noktasıdır.
135 sayfalık bu ince roman, baştan sona kadar su gibi akıp gidiyor. Yazarın kurduğu dilin, kurguladığı evrenin büyüsüne kapılıp son sayfadaki son noktaya kadar gözlerinizi kitaptan ayıramıyorsunuz. Aynı zamanda bazı cümlelerin kurgulanış şekline de hayran kalıyorsunuz. Keşmekeş, dolambaçlı yapısından dolayı bazı cümleleri birden fazla kez okumak zorunda kalmanız da muhtemel. Bu açıdan bazen durakladığım, ne oluyor dediğim zamanlar oldu. Çünkü romana çok şey sığdırmaya çalışmış yazar. Uzun tutmak istemediğinden olsa gerek yoğun bir anlatıma başvurmuş.
Yazar, sevimli, komik bir kitap mı, yoksa acı dolu bir kitap mı yazmaya çalışmış, pek karar veremedim açıkçası. Galiba her ikisi de var içinde. Dil açısından komik, ama kurgu pek de öyle görünmüyor. İnsanlar ölüyor, ama kimsenin kılı kıpırdamıyor. Quentin Tarantino’nun alaycı ve absürt filmleri gibi. Mantık denen şey Kolera Sokağı’na uğramıyor, başka sokaklarda turluyor.
Herkes oyun oynuyormuş gibi yaşıyor bu hayatı Kolera Sokağı’nda. Sokağın eğlenceli olduğu kadar acımasız bir yüzü de var. birbirine zıt kutuplar bir arada yaşıyor. Ancak ağırlık olarak zulüm ve acı hâkimiyet kurmuş. Kabadayılar, bitirimler, haraç çeteleri, softalar mahalledeki deliliğin ön saflarında konumlanıyorlar. Bunların haricinde akıllı uslu insan bulabiliyor muyuz? Bir elin parmaklarını geçmez desek yeridir. Hemen hemen kimsenin aklı yerinde değil bu mahallede, herkes tırlatmış. Evine helal lokma götüren Berber Ali bile zamanla bozuluyor bu tımarhanede. Karısı İmine’yi aldatması ise çevrede yaşanan olayların ancak tırnağı olabilecek denli küçük. Yaşananlar ölümlü olayları ve şiddeti gözden geçirdiğimizde aldatmanın bunların yanında nohut tanesi kadar kaldığı görülecektir. Tabii ufak oluşu, onun içinde saklı bulunan kötülüğü yok etmiyor. Evine helal lokma götürse de Berber Ali’nin de dürüstlüğü sorgulanıyor. Kaldı ki berber dükkanında uyuşturucu satacak kadar bozulup yozlaşan bir karaktere dönüşüyor Berber Ali. Okurken hayal kırıklığı olmuştu benim için. “İşte, romanın kahramanı bu olmalı.” demiştim, ama nafile. İlk sayfalarda onun ismi geçince böyle bir izlenime kapılmıştım doğrusu. Hem çocuklarını ikide bir fırçalaması, dövmesi hem de karısına hayvanmış gibi davranması zaten Berber Ali’nin bir kahraman olamayacağının göstergeleriydi.
Kahraman yok aslında bu kitapta, bütün bir mahalle tımarhane olunca tımarhanelik insanlar var sadece. Aklı başında kalan, aklımda kaldığı kadarıyla tek Reco. Diğerleri kafayı sıyırıp zamanla anormalleşiyor. En anormalleşen tip, Gıli Gıli Salih. Düzgün bir çocukluk yaşamak isterken feleğin vurduğu darbelerin altından kalkabilmek için külhanbeyi ağzını ve duruşunu bir yaşam felsefesi hâline getirip bitirimlerin efendisi/kralı olarak sahneye çıkıyor. Gelgelelim seçtiği veya sürüklendiği bu hayatın sonunda karanlıklara gömülüyor.
Mutlu son yok bu romanda; feleğin çemberinden geçmiş bir kalabalık, insanların insan olarak görülmediği, işini adam gibi yapanların bile bozulduğu, Kolera canavarının tespih çektiği, kuralsızlığın kural hâline geldiği allahsız bir ruh var. Eğer yolunuz Kolera Sokağı’na düşürse oradan bir an önce tüymeye bakın.
Gelelim Metin Kaçan’ın yaşantısına. Hayatı da belli ki “Ağır Roman” gibi acıklı ve tuhaf geçmiş yazarın. Alp Buğdaycı ile birlikte bir kadına Güneş K. isimli bir kadına tecavüz ve işkence ettikleri suçlamalarıyla hüküm giymiş ve hapis cezası almış. Cezaevinde şişlenmiş ve kulağı kesilmiş. Savaş Ay’ın bu konuyu işlediği A Takımı programı Youtube’ta mevcut. Mağdur Güneş K. ile röportaj yapılıyor programda. Baştan sona izlemedim, ama bir şeyler olmuş belli ki. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bazı yorumcular Metin Kaçan’a kara çalındığını ifade etmişler. Niye kara çalsınlar ki? Olmuş işte, olan olmuş. Zaten güzel ve düzgün bir hayatı yokmuş Kaçan’ın belli ki. Tamam, harika bir roman yazdığı bir gerçek, ama kendisinin de harika olması şart mı? Peki, 6 Ocak 2013’te Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar etmesine ne demeli? Güzel bir kitap, kötü bir hayat. Görünen o ki Reco gibi hayatı boyunca sanatla uğraşmak istemiş, Berber Ali gibi şiddete meyletmiş, Gıli Gıli Salih gibi de bir hayat sürmüş. Yani, aslında hepsi de yazarın karakter özelliklerinden birer parça taşıyor.
İntihar artık son nokta. Gidişin var, ama dönüşün yok. Keşke daha güçlü olsaydı Metin Kaçan, daha aklı başında olsaydı. Böyle bir yeteneğin intihar ederek hayatına son vermesi edebiyatımız açısından gerçekten çok acı. Edebiyatımıza “Ağır Roman”ı armağan eden Kaçan, muhtemelen daha güzellerini de yazardı. “Ağır Roman” benzeri romanlarla bir argo roman külliyatı oluşturabilirdi. Allah günahlarını affetsin demekten başka bir söz bulamıyorum.