Orhan Kemal’in El Kızı kitabını bitirdiğimde, toplumda kadın olmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu bir kez daha derinden hissettim. İster iyi ol, ister kötü; ister evine bağlı ol, ister olma, bu toplumda kadınsan hayatın her zaman zor ve bir şekilde dışlanmaya mahkumsun.
Kitabı okurken beni en çok yaralayan şey, bir kadının yine bir kadına yaptığı zulüm oldu. Nermin, altı yıllık evliliği boyunca canını dişine takıp çabalarken, kayınvalidesinin türlü oyunlarıyla bir anda kapı dışarı ediliyor. Aslında o kayınvalide de bir zamanlar gelindi ama roller değişince yaşadıklarını unutup gelinini bir rakip, oğlunu ondan çalan kötü bir kadın gibi görüyor. Türk toplumunda kayınvalide figürü maalesef çoğu zaman bu kilit noktada duruyor ve gelin ne kadar iyi olursa olsun hep "kötü" yaftası yemeye hazır bekleniyor.
Burada sadece kayınvalideye değil, Mazhar’a da çok kızıyorum. Karısının ne kadar sessiz olduğunu, evin tüm işine koştuğunu bildiği halde annesinin iki yüzlülüğüne kanıyor. Kayınvalidesi, oğlu gelmeden on dakika önce eve gelip sanki tüm işi o yapmış gibi davranırken, Nermin’i bütün gün gezmekle suçluyor ve Mazhar buna inanıyor. Arada bir aracı olmadan karı koca arasında konuşulması gereken meselelerin bir anne figürüyle duvarlara çarpması, aslında "ev ev üstüne olmamalı" gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bazı anneler oğullarını koca rolünde gördüğü için, eve giren her kadına "el kızı" diyerek savaş açıyor.
Nermin’e gelirsek; onun bu aşırı saflığı, "vur ağzına, al lokmasını" tarzındaki hali beni gerçekten sinirlendirdi. İnsan biraz gözü açık olmalı; bu kadar pasif kalmak sonunda onu hapishanelere, bağımlılığa ve korkunç bir hayatın içine sürükledi. Kitapta iyilik ve kötülük öyle uçlarda ki, sanki eski bir Türk filmi izliyor gibi hissettim. Özellikle Mazhar’ın hayatına giren o bar kadını (Neriman) gelip kayınvalideyi evden gönderdiğinde şunu anlıyorsunuz: "Deli deliyi görünce sopasını saklarmış." Sen dişli ve kötü olduğunda daha çok el üstünde tutulabiliyorsun ama Nermin gibi sessizsen ilk feda edilen sen oluyorsun.
Bu hikayenin en masum kurbanı ise küçük Haldun’du. Annesinin baharda geleceği umuduyla evden gidişini izlemesi, sonra annesine "kötü kadın" denmesi ve cici anne elinde oradan oraya savrulması kalbimi çok acıttı. Sonuçta ne yaşanırsa yaşansın, faturanın hep o "el kızı"na kesildiği, emeğin görülmediği ve kadının kadına kırdırıldığı bu düzen, kitabın her sayfasında beni derin bir sorgulamaya itti.. El KızıOrhan Kemal
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma