·167 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Nisan 2026 16:17 De Profundis, klasik anlamda bir roman değil; Oscar Wilde’ın birine yazdığı oldukça uzun bir mektup. Buna rağmen metin öyle akıcı ki, bir roman okur gibi sayfaların içinde kendinizi kaybediyorsunuz ve nasıl ilerlediğini fark etmiyorsunuz.
Yazarın kederini, acısını ve kırgınlığını bu kadar etkileyici ve estetik cümlelerle ifade etmesi, okurken birçok yerin altını çizme isteği uyandırıyor. Duygularını bu kadar yoğun ama aynı zamanda bu kadar zarif bir dille aktarması, metni yalnızca bir mektup olmaktan çıkarıp derin bir içsel anlatıya dönüştürüyor.
Okurken insan, yazar adına derin bir üzüntü hissediyor ve kendini şu soruları sorarken buluyor: Bir insan bunu nasıl kendine yapabilir? Bile bile kötü bir sona sürüklendiğini fark ederken neden durmaz? İsmini nasıl bu kadar lekeleyip, kendisini aşağılık kimselerin aşağılık bir işinin parçası haline getirip adeta çamura bulayabilir? Sevgi gerçekten bunun için değer miydi? Üstelik burada tamamen bir körlük de yok; yazar yaşananların farkında olduğunu, buna rağmen o sona doğru ilerlediğini açıkça itiraf ediyor. Bu da metni daha sarsıcı hale getiriyor.
Mektubun yazıldığı kişiye karşı hissedilen çelişki de dikkat çekici. Okur olarak zaman zaman, yazarın bu kadar bağlı olduğu kişinin sevilecek biri olup olmadığını sorguluyorsunuz. Belki de metnin en güçlü taraflarından biri tam olarak bu: insanın, farkında olduğu halde kendini bir duyguya nasıl teslim edebildiğini gösterebilmesi.
Oscar Wilde’ın kitaplarını okumak isteyenler için, bence yazarı tanımaya başlanacak ilk eser kesinlikle bu olmalı. Şimdiki aklım olsa diğer kitaplarını okumadan önce bu mektubu okurdum. Çünkü yaşadığı hayatı, onun hakkında çıkan söylentileri ve iç dünyasını anlamak için oldukça güçlü bir metin.