6/10
·420 syf.··
2023 28. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2023 00:00
Konusunu anlatmaya gerek yok sadece kısa bir eleştiri yazayım istedim. Elif Şafak neredeyse her kitabında farklı türde yaşam biçimlerini, farklı kimlikleri gözeten bir anlatı kurmaya çalışıyor. Ancak Zahara'nın hayatı anlatılırken, onun savrulma olarak gördüğü dönemi öylesine yeriliyor ki, karşımızda yaşama belli bir mesafeden bakan bir bilge değil de, bir narkotik polisi varmış gibi hissediyoruz. Bir tasavvuf erbabının şarap dahi içmesi hoş görülebilirken, uyuşturucu pratiklerine, ya da mesela bilmiyorum, Epikürosçu bir vur patlasın çal oynasın tarzı bir yaşam biçimini benimsemiş birisine çok fazla haksızlık edilmiş olmuyor mu? Zahara'nın hayatında geçici bir aşama olarak yer tutan bir dönem, bir başkasının dünyayla kurduğu en has ilişki olmuş olamaz mı? Eğer bu, yalnızca Zahara kimliğiyle sınırlandırılmış olsaydı, tek bir kişinin yaşam hikayesi der geçerdik. Ama hem hikayenin devamı, hem de anlatının bütünlüğü bakımından, en hafif tabirle diyebilirim ki, bir yaşam tarzının bir diğerinden daha anlamlı olduğu sonucuna varılıyor. Elif Şafak bu kitabıyla, dünyadaki durumların, olayların, olguların akıl yoluyla tam anlaşılamayacağını, hakikate varmak için tam ne olduğunu bilmediğimiz bir "gönül gözü" nün ya da bir "aşk" ın gerekli olduğunu söylüyor. Ancak kitapta anlatılan, Mevlana döneminde yaşanan olayların, akıl karşısında kalbe bir tür üstünlük atfedilen durumların tam da aklın önemine uygun düşen örnekler olduğunu düşünüyorum. Burada muhtemelen akli ilimler-nakli ilimler dışında işleyen başka türlü bir bilme imkanı söz konusu ediliyor. Buna dair kitap boyunca pek çok örnek var. ama bence hepsi de başka türlü bir akılla, hatta bence tam da aklın tanımı olan şeyle açıklanabilecek şeyler. Mevlana'nın ölçüyü öğütlemesi, Şems'in sınıf önünde İslam alimiyle girdiği tartışma (kitap yanımda olmadığı için tam ismini yazamıyorum) ya da yine Şems'in beklenmedik durumlarla karşılaştığında verdiği tepkiler hep geleneksel akıl tanımının içinde yer alabilecek şeyler. Böyle bir aklın felsefe tarihinde ilk olarak nasıl söz konusu edildiğini hatırlayalım: Aristoteles'e göre erdemli bir tavrın koşulu, kendi ölçülerini bilmektir. Diyelim ki zengin birisiyim, pintilik yaparsam bu erdemlice bir davranış olmaz; ya da cömertlik erdemli bir davranıştır; ama fakirsem ve çok har vurup harman savurursam sokaklara düşerim, bu da benim için iyi olmaz. Demek ki erdemli olmanın ve "doğru" yu bulmanın koşulu, belli bir ölçünün içinde yer almak. İslam geleneğinde akılcılık denilen şeyin, Kuran'ın bir mot-a-mot okumasıyla anılıyor olması demek, akılcılığın bu olduğu anlamına gelmez. Şems'in başkalarının düşüncelerini okuma, olacak olayları önceden kestirme gibi yeteneklerini saymazsak ben "AŞK"ın "AKLA" önceliğine dair herhangi bir durum göremedim. Buradan tümüyle akılcı bir geleneği olumladığım ve diğer yetileri yadsıdığım gibi bir sonuç çıkmasın. Sadece aşk kitabında aklın yetersizliğine dair verilen örnekleri ikna edici bulmadığımı açıklamaya çalışıyorum. Aşk Elif Şafak
Edebiyat
AşkElif Şafak · Doğan Kitap · 200976,7bin okunma
·
32 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.