10/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2026 94. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 00:00
"HAVARİ" "Çocuk ellerinin yolduğu yarı solmuş çiçekleri herhangi bir yerde suya atmak için yerden alıyordu. Süslenmek amacıyla hiç bir zaman menekşe veya gül koparmazdı. Buketlerden ve çelenklerden nefret ederde; her şeyin kendi yerinde kalmasını isterdi." Natüralizm denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Gerhart Hauptmann, edebiyat dünyasında silinmez bir iz bırakmıştır. Özellikle tiyatro alanında verdiği eserlerle tanınan yazar, Dokumacılar oyunuyla akımın en seçkin örneklerinden birini ortaya koymuştur. Hauptmann yalnızca tiyatro metinleriyle sınırlı kalmamış; başarılı öyküler de kaleme almıştır. Onun öykülerinde dikkat çeken en önemli özellik, gündelik yaşamda gizlenen gerçekliğe yapılan sürekli vurgudur. Sıradan insanların hayatlarını, çatışmalarını ve iç dünyalarını büyük bir ustalıkla işleyen Hauptmann’ın öyküleri, natüralizmin seçkin örnekleri arasında yer alır. Edebiyata yaptığı bu değerli katkılar uluslararası alanda da takdir görmüş ve Hauptmann 1912 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür. Bu ödül, onun natüralist akıma kazandırdığı güçlü eserlerin ve edebiyattaki yerinin bir tescilidir. Gerhart Hauptmann, bugün hâlâ natüralizmin en önemli temsilcilerinden biri olarak anılmaya devam etmektedir. Öykü kitaplarını okumayı hep daha çok sevmişimdir nedense. Eser,üç öyküden oluşuyor ama her biri ayrı güzel, ayrı düşündürücü. Gerçekten de elimize aldığımızda sadece öykülerle değil, yazarın dünyasıyla da baş başa kalıyoruz. Kitabın başında yazarın hayatı anlatılıyor. Benim gibi Gerhart Hauptmann’ı daha önce tanımayan, eserlerini okumamış biri için bu bölüm çok iyi bir başlangıç oldu. Yazarı tanıdıktan sonra öykülere geçmek, onun neleri neden yazdığını anlamayı kolaylaştırdı. Öykülerde inanç bağı, toplumsal sorunlar, üvey ebeveynlik zorluğu, cinnet, doğa-insan ilişkisi ve aşk gibi evrensel konular natüralist bir bakış açısıyla işlenmiş. "Bekçi Thiel", oğlunu doğurduğu sırada eşini kaybetmesiyle başlıyor ilk öykümüz. Oğlunun iyiliğini düşünen Thiel, annesiz büyümesini istemez ve yeniden evlenmeye karar verir. Ancak bu yaptığı evlilik, onlar açısından iyi mi yoksa kötü mü olur? Ne yazık ki bu evlilik hüsranla biter. Ah, o küçük çocuğa nasıl acıdım, nasıl üzüldüm. Bir kez daha anladım ki üvey ebeveynlik çok zor bir durum. Thiel’in yaşadıkları gerçekten yürek burkucuydu. İnsan yaşadıkları sonucunda cinnet geçirebilir işte… Bir babanın acı dolu hikâyesini ve yaşadığı cinnet halini anlatan bu öykü, çoğunlukla psikolojik tahlillerle örülü olsa da bende bambaşka bir duygu bıraktı. Thiel’in içsel yolculuğu, derinden sarstı beni. İkinci öykü, kitaba da adını vermiş: "Havari". O da güzeldi. Bir rüya üzerinden mesajlarını veriyordu. Daha sembolik, daha katmanlı bir anlatım var burada. Okurken sorgulamaktan kendimi alamadım. Dilinin biraz ağır geldiğini söylemeliyim, ama buna rağmen okumak keyifliydi. Üçüncü öykü ise "Soana’nın Kâfiri". Çok Öyküde geçen doğa betimlemeleri harikaydı. İnsanların dini inanışları, bir ailenin kendilerinden ayırdıkları o kadar güzel işlenmiş ki… Hele aşk, ayrı bir güzel işlenmiş. Kitaba şans vermenizi isterim. Farklı bakış açıları görmek, insanın iç dünyasına bu denli çıplak bir şekilde bakabilmek… Gerçekten güzel oluyor. Natüralizmin en çarpıcı örneklerinden biriyle tanışmak isterseniz, Hauptmann iyi bir başlangıç. Hikâye kitaplarını seven, farklı bakış açıları arayan ve insan ruhunun derinliklerine inmekten çekinmeyen herkes bu kitaba şans vermeli. Kitapla Kalın.
Edebiyat
HavariGerhart Hauptmann · Cem Yayınevi · 043 okunma
·
30 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.