Puan vermedi·272 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
Bir insanın çocukluğu… Belki de en büyük cenneti, ya da en derin cehennemi. “17 Haziran” çocukluk anılarının insanın hayatında, kaç yaşında olursa olsun, nasıl izler bıraktığını sarsıcı bir şekilde anlatıyor. Yazarın “en otobiyografik romanım” demesi ise içimi en çok acıtan yerdi. Çünkü yaşananlar gerçekten çok ağır. 45 yaşındaki Vidar, eski eşyalarının olduğu bir kolide bir not defteri bulur. Ve bir telefon numarası… Arar. Karşısına artık kullanılmayan bir evdeki hayatta olmayan babası çıkar. Ve biz 17 Haziran 1986’ya gideriz. Bu bir hayal mi? Bir anı mı? Yoksa zihnin bir oyunu mu? Bunu anlamak için tekrar arar. Ve yine aynı gün… Annesi. Ablası. Ve en çarpıcısı: Sekiz yaşındaki hali. Kendi çocukluğuyla konuşur yetişkin Vidar. En kırılgan yerinden. Bir yanda mesleki hayatındaki çatlaklar, diğer yanda aile yaraları… Ve her şeyin düğümlendiği o “iki kelime” yıllar önce annesinin söylediği. Bazı cümleler büyür, insanın hayatı kadar büyür. Öylesine akıcı ki… Okurken birer sahneye dönüşen sayfaların içindeymişim gibi hissettim. Kitabın kapağındaki o küçük çocuk, göl, kayık… Hepsi zihnimde bir filme dönüştü. Etkisi uzun sürecek, belli.. çok ama çok sevdim
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,343 okunma
·
1.061 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Alex Schulman tüm kitaplarında çocukluk travmalarını anlatıyor ..sanki kendi yaşamış gibi hissediyorum
Ayşegül Topcu Sesli
Gönderi Sahibi
Bu kitabı otobiyografik özellikte olunca anlıyoruz ki maalesef öyle… Hislerinizde haklısınız.