Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
“Bir halkı, bir devleti ya da bir topluluğu yönetmek ve hatta yok etmek istiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey; onlara kim olduklarını unutturmaktır.”
Yaşar Kemal ’in Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca eseri, tam olarak bu fikir üzerine inşa edilmiş, derinliği beklenmedik ölçüde yüksek bir fabl.
Öncelikle şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bu eserin bu kadar az biliniyor olması gerçekten şaşırtıcı. Yaşar Kemal gibi bir yazarın böyle güçlü bir eserinin geniş kitlelerce bilinmemesi, Türk edebiyatı adına ciddi bir eksiklik. Bana göre bu kitap, Hayvan Çiftliği kadar etkili, en az onun kadar sarsıcı bir anlatı sunuyor. Ancak ne yazık ki aynı bilinirliğe sahip değil.
Eser, hem fabl hem de distopik bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor. Yüzeyde hayvanların hikâyesini okurken, derinlerde toplum, iktidar ve birey üzerine çok sert bir eleştiriyle karşılaşıyoruz. Üstelik bunu ağır felsefi kavramlara boğmadan, son derece akıcı ve sade bir dille yapıyor.
Hikâyede Filler Sultanı ve onun kurduğu düzen üzerinden, gücün nasıl yozlaştığını görüyoruz. Filler Sultanı, kendisine hiçbir saldırıda bulunmayan karıncaların ülkesine “siz bana saldırdınız” bahanesiyle saldırıyor. Bu noktada kitap, tarih boyunca defalarca gördüğümüz o tanıdık söylemi gözler önüne seriyor: Güçlü olan, çoğu zaman kendi müdahalesine meşruiyet yaratmak için bir gerekçe üretir.
Bu durumu günümüzden örneklerle düşündüğümüzde tablo daha da netleşiyor. Örneğin, İsrail’in Filistin üzerindeki politikalarında sıkça dile getirilen “ilk saldırıyı karşı taraf yaptı” söylemi ya da Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı bölgelere müdahale ederken önce kriz ortamı oluşturup ardından “özgürlük” ve “demokrasi getirme” iddiasıyla hareket etmesi, eserde anlatılan düzenle birebir örtüşen örnekler olarak düşünülebilir.
Ancak asıl çarpıcı olan, bu baskının sadece fiziksel güçle sınırlı kalmaması. Filler Sultanı zamanla yöntem değiştiriyor. Karıncalara kim olduklarını unutturuyor. Onlara aslında “karınca değil, fil olduklarını” söylüyor. Hatta daha da ileri giderek, fillerin karıncalardan geldiği gibi absürt bir anlatıyı kabul ettirmeye çalışıyor. Bu, açıkça bir kimlik inşası ve algı yönetimi süreci.
Bunun yanında aç bırakma, korkutma, aralarından bazılarını yok etme gibi yöntemlerle kitleyi kontrol altında tutuyor. Tüm bunlar, eserin yalnızca bir hayvan hikâyesi olmadığını; aksine tarihsel ve güncel birçok duruma ayna tuttuğunu açıkça gösteriyor.
Kitabı okurken ister istemez günümüz dünyasına dair pek çok örnek akla geliyor. Güçlü devletlerin müdahalelerini meşrulaştırma biçimleri, savaşlara gerekçe üretmeleri ve sonrasında bunu “özgürlük” ya da “düzen getirme” söylemleriyle sunmaları… Eser, bu döngüyü çok net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu yönüyle kitap; politik, sosyolojik ve psikolojik katmanları olan bir anlatı sunuyor. Ama bunu ağır bir dil kullanmadan, okuyucuyu yormadan yapması en büyük artılarından biri. Gerçekten de inanılmaz akıcı ve sürükleyici bir eser.
Benim için kitap, büyük ölçüde kusursuza yakın ilerledi. Okuma süreci boyunca “10/10” diyebileceğim bir seviyedeydi. Ancak final kısmı beklentimin altında kaldı. Özellikle kırmızı sakallı topal karınca karakterinden daha aktif, daha yönlendirici bir rol bekliyordum. Hikâyenin sonunda bu karakterin daha belirleyici bir çıkış yapacağını düşündüm, fakat bu gerçekleşmedi. Finalin biraz daha güçlü ve doyurucu olmasını isterdim.
Buna rağmen eser genel anlamda son derece etkileyici. Özellikle Türkiye toplumunu, doğrudan söylemeden; bir fabl ve distopya üzerinden, oldukça çarpıcı bir şekilde hatırlatan bir yönü var. Üstelik bunu karmaşık kavramlara girmeden, okuyucunun zihninde kendiliğinden çağrışımlar oluşturacak şekilde yapıyor.
Sonuç olarak, bu kitap sadece bir hikâye değil; aynı zamanda bir uyarı, bir eleştiri ve bir farkındalık metni. Daha fazla kişi tarafından okunmayı kesinlikle hak ediyor.