“Huzursuzluk” benim için hem kolay okunan hem de bitirdiğimde üzerinde düşündüren bir kitap oldu. Okurken akıcılığıyla beni içine çekti ama bittikten sonra bazı yönleriyle eksik kaldığını da hissettirdi.
Hikâye oldukça akıcıydı sayfalar hızlıca ilerledi. Okurken hiç zorlanmadım, hatta bu yönüyle kitap beni içine çekti. Ancak dil açısından baktığımda, anlatımın daha sade ve günlük olduğunu düşündüm. Bu da yer yer kitabın edebi gücünü benim için biraz zayıflattı.
Buna rağmen, Meleknaz karakteri kitabın en etkileyici tarafıydı. Onun hikâyesi bir karakterden çok, bir kader gibi hissettirdi. Yaşadıkları karşısında gösterdiği o sessizlik, aslında en büyük çığlıktı. Elinden her şey alınmış bir insanın hâlâ ayakta kalmaya çalışmasını okumak insanın içini acıtıyor. Meleknaz güçlü değildi güçlü olmak zorunda bırakılmıştı. Ve belki de en acısı buydu: onun yaşadıkları bir istisna gibi değil, gerçek hayatta da yaşanabilecek kadar tanıdık hissettiriyordu. Bu yüzden onu okurken üzülmekten çok, çaresizlik hissi ağır bastı.
“Huzursuzluk” bana hem bir şeyler kattı hem de bazı beklentilerimi karşılamadı. Belki de bu yüzden adı gibi bir his bıraktı içimde: huzursuzluk. Tam olarak ne sevdim ne de tamamen sevemedim. Ama kesin olan bir şey var ki, bu kitap bittikten sonra bile insanın içinde kalmaya devam ediyor.