Yazarın Siyah Gözler’i kaleme aldığı dönemde aşk genelde daha idealize edilirken, burada biraz daha farklı bir yaklaşım var.
Olayları bir kadının ağzından, onun iç dünyasından okuyoruz. Sürekli kendini sorgulayan, çekinen bir kadın var; toplumun ne diyeceği korkusu adeta iç sesine dönüşmüş. Bu yüzden duygularını yaşarken bile rahat değil.
Kendisinden on yaş genç birine karşı hissettikleri ve dul oluşu bu durumu daha zor hâle getiriyor. Sadece aşık olmuyor, aynı zamanda yanlış mı yapıyorum? kaygısını da taşıyor. Kaygıları oldukça yoğun ve zamanla bir saplantıya dönüşüyor.
“Seven daima kıskanır” bakış açısının ne kadar hastalıklı olduğunu kısa ve etkili bir dille anlatmış Cemil Süleyman .
Genelde bu tür “takıntılı aşk” hikâyelerinde erkek karakter öne çıkarken, burada bunun tersini okumak hoşuma gitti.
Türk edebiyatı okumayı seviyorsanız tavsiye ederim.