Hah, bir güzel seriye daha veda etmek gerçekten de insanı üzüyor. Kalbim şu an hem bir huzur hem de ayrılık hissiyle dolup taşmakta. İyisiyle kötüsüyle o kadar macera yaşadık ama bir daha ne ben bu karakterleri görebileceğim ne de bundan sonra hayatlarına nasıl devam ettiklerini öğrenebileceğim.
Genç Elitler serisi benim için oldukça güzel, keyifli ve tatmin edici geçti. Üç romanı da beğeni seviyeme göre sıralayacak olursam: En sevdiğim kitabı Gül Cemiyeti olurken, Genç Elitler ’i ikinciye, Gece Yıldızı ’nı ise sona koyardım.
Beni yanlış anlamayın, final kitabının kötü olduğunu düşünmüyorum; sadece gözümde diğerlerinin gerisinde kaldı diyelim. Olay örgüsünü biraz “boş” bulmakla birlikte kahramanımızın bazı davranışlarını ve aldığı bazı kararları onun karakteriyle bağdaştıramadım.
Hayır, insanlar elbette kendisine ters düşen eylemlerde bulunabilir; zaten insan dediğimiz şey de tezatlıklarla dolu bir varlıktır. Yine de Adelina'nın asıl benliğini biraz daha korumasını, kendi bildiğini daha fazla okumasını ya da yaşanan gelişmeler karşısında hemen uyum sağlamak yerine biraz daha direnmesini beklerdim. Belki fazla yorulmuştu, belki de artık hiçbir şeye dayanamıyordu veya yazar daha fazla uzatmak istemememiş de olabilir. Artık bunun bir önemi yok. Sonuçta hikâye öyle ya da böyle sona ermiş oldu.
İkinci kitabın ardından Adelina, kardeşini neredeyse öldürdükten sonra onu yanından kovmuş ve Kenettra tahtında yalnız başına oturmaya başlamıştı. İllüzyonları gün geçtikçe kontrolünden çıkıyor, zihnindeki sesleri susturmakta zorluk yaşıyor ve artık kime güveneceğini bile bilemeden günlerini korku, öfke ve endişenin pençeleriyle kuşatılmış bir hâlde geçiriyordu.
Beyaz Kurt zalim bir hükümdar olup çıkmıştı. Malfettoların bir zamanlar çektiği bütün acıyı ve zulmü şimdi hükmettiği topraklardaki işaretsizlere aynen yaşatmaktaydı. Sürekli yeni yerlere savaş açıyor, Güller’i ve Engizisyon ordusuyla beraber zafer üstüne zafer kazanıyordu. Bu sırada Hançer Cemiyeti, donanmasını kaybettikten sonra kuzeye dönen Beldain Kraliçesi’ni takip etmek yerine Tamoura İmparatorluğu’na sığınmış ve Adelina’nın açgözlü ilerleyişine bir dur diyebilmek için Altın Üçlü’yle birlik olmayı seçmişti.
Ama Ölüler Dünyası ve Yaşayanların Diyarı arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyordu. Genç Elitler’in güçleri ise onları sonsuza kadar genç tutmak üzere kendi sahiplerine dönmeye başlamıştı. Belki de daha en başından bu yetenekleri asla kullanamamaları gerekiyordu; sonuçta onlar Tanrılara aitti. Ve hiçbir zaman sizin olmayan bir şey, eninde sonunda asıl yerine dönmenin yolunu mutlaka bulurdu.
Kitap boyunca Adelina’nın kraliçe olduğu zamana ait bazı anlar gördük: fetihleri, aldığı kararları, halkıyla arasındaki ilişkiyi, suikast girişimlerini, sayısız ihaneti ve Güller’in yanında neler yaptığını. Ama Hançer Cemiyeti sanki unutulmuş gibi bir hayli az yer kaplıyordu. Enzo vardı mesela ama tamamen kayıp gibiydi; durumu yüzünden burada mıydı, değil miydi belli değildi. Bir tek Raffaele’i biraz okuyabildik ama cemiyetin kalan üyeleri bu hikâyede çoğunlukla figüran niyetine vardı diyebilirim. Kraliçe Maeve’ye dair de pek bir şey okuyamadık. Teren’e ise keşke daha çok önem verilseydi diye düşünüyorum; ben şahsen ona dair daha fazla şey görmek isterdim.
Güller’de de durum farklı değildi aslında. Sergio arka planda kaybolup gitmişti ve birkaç sahne dışında Afsuni’nin varlığı bile yeterince sağlam değildi. Kısacası roman, başından sonuna kadar Adelina’nın içsel ve dışsal mücadelelerinden ibaret geçti. Anlıyorum, ana karakter o ama Genç Elitler’in dünyası ondan ibaret değil ya; bu yüzden de biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası.
Hikâyenin kalanında ise Başlangıç Noktası’na, Leates’in düştüğü yere, yani Elitler’in doğduğu noktaya yapılan bir yolculuk söz konusuydu. Dünyayı kurtarmak adına Elitler’in güçlerini feda edecekleri bir yolculuk... Yani kitapta bunlardan başka olay da yaşanmadı.
Adelina gibi bir karakterin diğerlerine uyup, işin sonunda nelerden vazgeçeceğini bilirken tüm bunları kabul etmesi ise beni biraz şaşırttı. Hırsı ve güç arzusu yüzünden sayısız fetih gerçekleştiren ve sahip olduğu güce bu kadar muhtaç olan kraliçe bir anda nasıl kahraman olmaya karar verdi, anlamakta zorluk yaşadım. Yani kendini de kurtarabilmesi için bir noktada elbette bu yola çıkması gerekecekti fakat ben yine de daha uzun süre karşı çıkmasını beklerdim işte. Hele finalde seçtiği şey beni gerçekten de hayrete düşürdü ama bu seferki iyi anlamda oldu. Belki de Adelina sandığım kadar kötü biri değildi; yalnızca yanlış anlaşılmış bir karakterdi.
Puanımı artıran şey de bizzat Adelina’nın hikâyenin sonunda aldığı karardı aslında. O ve Violetta arasındaki kardeşliği hep sevmişimdir zaten. Sadece canım Afsuni’ye üzülüyorum o kadar ama yine de... Gece Yıldızı her zaman orada olacak, o yüzden endişe etmeme gerek yoktur belki de.
İşlerin son kitapta geldiği nokta beni biraz düşündürtüyor; yani Genç Elitler ’e başlarken olmasını beklediğim şey kesinlikle bu değildi. Ölüler Dünyası, Tanrılar, Elitler’in güçlerinin kendilerini yok eden bir zehre dönüşmesi ve bunun tüm dünyayı etkilemesi... Böyle bir vaziyette başka nasıl bir kurtuluş mümkün olurdu, söyleyemem; sonuçta bu benim hikâyem değil. Sadece finalden çok da mutlu olmadığımı bilin yeter. Ama bu demek değildir ki seriden nefret ettim. Ne olursa olsun Genç Elitler, unutamayacağım bir macera olacak ve herkesin de bu dünyayı deneyimlemesini çok isterim.