Teneke , yalnızca bir köy hikâyesi değil; adalet, güç ve vicdan arasındaki çatışmanın sert bir sorgulamasıdır. Yaşar Kemal burada bireyin sistem karşısındaki yalnızlığını gösterirken, insanın kötülükle nasıl “alışarak” uzlaştığını da ortaya koyar. Teneke çalınması, bir protestodan çok, bastırılmış bir çığlığın sembolüdür: Ses vardır ama etkisi yoktur.
Eserin en dikkat çekici yönü, aynı olayın iki farklı biçimde anlatılmasıdır. İlk bölüm klasik roman diliyle ilerler; okur olayların içine girer, karakterlerin iç dünyasını hisseder. İkinci bölüm ise tiyatro formundadır; burada olaylar sahnelenir, mesafe oluşur ve okur artık sadece hissetmez, yargılar. Bu yapı bize şunu düşündürür:
Gerçek değişmez, ama anlatım biçimi gerçeğin anlamını değiştirir.
Yaşar Kemal ’in üslubu ise doğrudan ve sarsıcıdır. Süslemez, gizlemez; doğayı, insanı ve zulmü çıplak hâliyle verir. Onun dili, bir betimleme değil, bir yüzleştirmedir. Çukurova’nın sıcağı, çamuru ve çaresizliği metinde sadece bir arka plan değil, karakterlerin kaderini belirleyen bir güçtür.
Sonuçta Teneke , bize şu soruyu bırakır:
İnsan kötülüğe karşı duramadığında suçlu mudur, yoksa zaten sistemin bir parçası mıdır?