Kitabı okurken en başından itibaren içimde hem merak hem de hafif bir hüzün vardı. Hikâye ilerledikçe bunun sıradan bir anlatı olmadığını, daha çok insanın iç dünyasına dokunan bir yüzleşme hikâyesi olduğunu hissettim.
Ben bu kitabı okurken en çok insan ilişkilerinin kırılganlığını düşündüm. Zehra’nın yaşadıkları, kararları ve iç çatışmaları bana zaman zaman “ben olsam ne yapardım?” sorusunu sordurdu. Özellikle karakterin kendi içinde verdiği mücadeleler çok gerçekçi geldi.
Yazarın dili sade ama etkileyiciydi. Abartıya kaçmadan duyguyu veriyor ve bazı cümleler gerçekten insanın aklında kalıyor. Hikâyenin ilerleyişi de ağır ağır, sindirerek okunacak türdendi.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri, kitabın sadece olay anlatmamasıydı; aynı zamanda insanın kendiyle ve geçmişiyle hesaplaşmasını da göstermesiydi. Zehra üzerinden aslında birçok duyguyu birlikte yaşıyorsun: pişmanlık, arayış, kırgınlık ve biraz da umut.
Genel olarak baktığımda ben bu kitabı sakin ama duygusal derinliği olan bir iç yolculuk gibi gördüm. Çok hızlı okunacak bir kitap değil ama okudukça insana bir şeyler bırakıyor.
ZehraNabizade Nazım