Sonunu çok iyi bağladığı için saplantılı, acı verici (kötü anlamda) ve sefil bir kitap olduğunu unutacağımı sanıyorsa çok yanılıyor.. ama puanını 4’e çıkardım. Aşk dediği şey aşk değil, kitap yeterince edebi de değil. Koskaca ahmet hamdi tanpınar (örnek) dururken nobel edebiyat ödülünün bu adama verildiğini kapakta gördükçe de terör partizanı olduğunu hatırlayıp sinirlendim ve bu kitabı okumaktan utandım. Özellikle ortalarda kitap bana hiçbir şey katmıyor diye sinir atağı geçirecektim ama şu an kattığını düşünüyorum. İstanbul’u, İstanbul’un 1950-2000 dönemi zenginlerini, Osmanlı sonrası “sosyete”yi ve “modernleşme”yi okumak hoşuma gitti ve ciddi anlamda fikir kattı. Tophane lover olduğum için yazarın cihangir lover betimlemelerinden de hoşlandım. Füsun karakterinin inatçı, hüzünlü, hayat dolu hâlini de sevdim. Ve o dönem İst’u gerçekten çok kaotikmiş. Orhan bey diye karakter yazmadı da harikaydı, çok eğlendim. Bu kadar çok sevdiğim şey aklıma gelince o zaman güzel bir kitap denebilir ama kitabın 561 sy olduğunu unutmamak lazım. Belki de biraz fazla uzun bir yolculuktu ama işte bu da bir şekilde geçti. yine de bitirdiğim için mutluyum