O günlerde, yaşadığım hayatın bilerek ve kararlılıkla yaşadığım bir şey değil de, -tıpkı aşk gibi- başıma gelen ve rüyalardan çıkma bir şey olduğu duygusu içimde gitgide yükseliyor, bu karamsar hayat görüşüyle ne savaşmak ne de ona tamamen teslim olmamak için kafamda böyle bir düşünce yokmuş gibi davranıyordum. Her şeyi kendi hâlinde bırakmaya karar vermiştim de denebilir buna
Türkiye’de yaşayan bizler için hiçbir beşerî vakıa başımızdan geçen siyasî değişmeler kadar belirleyici olmamıştır. Yani ne bir vahşî toplumun köklü alışkanlıklarına, ne de bir medenî toplumun köklü yapı(t)larına sahibiz.