Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 06 Nisan 2019 00:00 Akçura’nın Suriye ve Filistin Mektupları, 1913'te Suriye, Filistin ve Kudüs ziyaretlerinde yazdığı ve Rusya’da Vakit gazetesinde yayımlanan 30 mektuptan oluşur. Suriye-Filistin bölgesini dünyanın en yaşlı ve ilginç yerlerinden biri olarak tanımlayan Akçura, buralara seyahatin de ilginç olduğunu belirtir. Bu toprakların yaşlılığını binlerce yıl evvelki medeniyetlerin varlığına, ilginçliğini de medeni dünyanın hemen bütün dinlerinin buralarda doğmuş olmasına bağlar. Birçok din, mezhep ve etnik kimliğin bir arada yaşamaya çalıştığı bu topraklarda gözlemler yapmak gerçekten ilgi çekici görünmektedir. Bu çeşitliliğe Avrupa’dan bazı milletlerin de katıldığını belirten Akçura, özellikle Fransızların Suriye’de kazanmaya çalıştığı itibara mektuplarında yer verir. Zaten Beyrut’ta dil, eğitim ve mektepler anlamında ciddi bir Fransız hâkimiyeti olduğundan da bahseder.
Kitabın “Suriye Mektupları” bölümünde eğitim konusu ağırlığını hissettirir. Bir bölgede hâkimiyet kurmak için asker ve silah gücü çok önemlidir. Ancak bir milletin eğitimine müdahale ederseniz veya o bölgede kendi kültürünüzü aşılayacak eğitim kurumlarının açılmasını sağlarsanız uzun vadede kazanç elde etmiş olursunuz. Bu stratejiyi Suriye ve Filistin’de gerçekleştiren çeşitli Avrupa milletleri, Amerikalılar ve Yahudiler eğitime çok önem vermekte, Müslümanlar ise aksine, hâlâ iptidai tarzda eğitimde ısrar etmektedir. Gayrimüslimler kendi yurtlarından uzaklarda bile modern tarzda eğitim kurumları açarken, Müslümanlar kendilerine engel olunmadığı hâlde ısrarla yerinde saymaktadır. Akçura, Türk ve Tatarların en kısa zamanda daha fazla çalışıp Hristiyan dünyasıyla aralarındaki açığı kapatmazlarsa, siyasi ve medeni istikballerinin tehlikeye gireceğinden endişe eder. İlmî konuların yanı sıra Müslümanların ahlak ve temizlik hususlarında da sıkıntılarının varlığından bahseden Akçura, özellikle ticarette insanları kandırma alışkanlığının fazlalığını kendi başına gelen olaylarla da örneklendirir. Beyrut’un en meşhur ancak temizlikten nasibini almamış, yemek yenemeyecek kadar pis bir restoranında, duvarda kalın yazıyla “Temizlik imandandır” yazısının bulunduğunu belirten Akçura, dinî taassubun derecesini gözler önüne serer. Okuyanlar, Fatih Kerimî’nin de İstanbul Mektupları’nda benzer konulara temas ettiğini göreceklerdir.
Kitabın “Filistin Mektupları” bölümünde, Siyonizmin kısaca tarifini yapan Akçura, bu fikrin altında tam olarak ne olduğunu bilmemekle beraber, öğrenmek için araştırmalara girişir. Filistin’deki ikinci mektubunda aktardığı, Sadrazam Hakkı Paşa’nın Siyonizm hakkındaki görüşleri dikkat çekicidir. Sadrazam Hakkı Paşa’nın, “Sahyûnculuk (Siyonizm) bazı genç ve vurdumduymaz kişilerin hayallenip yürüdükleri gülünç bir iş, Yahudilerin hepsi buna gülerek bakıyorlar. Çok akıllı, çok çalışkan olan Yahudiler bu gibi hayallere bir de ehemmiyet vermiyorlar. Bunu inceleyerek vakit haram etmenin faydası yok.” (s. 101) diyerek büyük bir yanılgı içine düştüğü görülüyor. Bunun aksine Akçura, bu idealin gerçekleşebileceğine olan inancını belirterek doğru bir analiz yapar. Özellikle Filistin’de gezdiği Yahudi mektepleri bu analizi yapmasında etkili olur. Çünkü bu mekteplerde öğrenciler yüksek vatan bilinciyle ideallerine uygun şekilde yetiştirilmektedir. Filistin’de gerçekleştirdiği Siyonist okul gezilerini sayfalarca anlatan Akçura, Yafa’nın olumsuzluklarla dolu Müslüman mekteplerinden ne yazık ki yalnızca yarım sayfa bahsedebilmiştir. Akçura, gezdiği bir Osmanlı mektebinde Sultan Reşad’ın resminin Theodor Herzl’in resminin altına asıldığını görünce kendi kendine serzenişte bulunur.
Akçura’nın mektuplarında, dönemin diğer Türkçüleri gibi modern eğitim hususuna verdiği önem oldukça dikkat çeker. Akçura, bir yere sahip olabilmenin en önemli şartı olarak o yerin medeniyetçe hâkimi olmak gerektiğini söyler. Onun bölgenin tarih, nüfus, dil ve içtimai yapısı hakkında verdiği bilgilerle 1913 Orta Doğu'sunu gözümüzde canlandırmak zor olmaz. Bunların dışında Akçura’nın, geleceğe dair müthiş öngörülerde bulunduğu sonucuna ulaşılabilir. İlk mektubunda, Arnavutluk seyahatinde gördüklerini yazmadığı için kendine kızdığını söyleyerek, bu bölgenin akıbetini de önceden sezdiğini ima eder. Gerçekten, Akçura’dan Rumeli’yi de okumak ilginç olurdu.