Kıdemli Editör, yayın danışmanı, yazar ve istatistik uzmanıyım. Yayıncılık dünyasında yönetici editör olarak nitelikli eserleri okurla buluştururken, istatistik tarihi sahasında akademik araştırmalar yürütüyorum.
Editör, Yayın Danışmanı, Yazar
Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
Jacques Derrida, her şeyi ters yüz ettiği gibi çeviri ve çevirmen kavramlarını da ters yüz eder. Çeviri eylemine bambaşka bir pencereden bakarak onu sabit anlamların sıradan bir aktarımı olarak değil, sonsuz yorum olasılıkları barındıran bir süreç olarak görür.
Akçura’nın Suriye ve Filistin Mektupları, 1913'te Suriye, Filistin ve Kudüs ziyaretlerinde yazdığı ve Rusya’da Vakit gazetesinde yayımlanan 30 mektuptan oluşur. Suriye-Filistin bölgesini dünyanın en yaşlı ve ilginç yerlerinden biri olarak tanımlayan Akçura, buralara seyahatin de ilginç olduğunu belirtir. Bu toprakların yaşlılığını binlerce yıl evvelki medeniyetlerin varlığına, ilginçliğini de medeni dünyanın hemen bütün dinlerinin buralarda doğmuş olmasına bağlar. Birçok din, mezhep ve etnik kimliğin bir arada yaşamaya çalıştığı bu topraklarda gözlemler yapmak gerçekten ilgi çekici görünmektedir. Bu çeşitliliğe Avrupa’dan bazı milletlerin de katıldığını belirten Akçura, özellikle Fransızların Suriye’de kazanmaya çalıştığı itibara mektuplarında yer verir. Zaten Beyrut’ta dil, eğitim ve mektepler anlamında ciddi bir Fransız hâkimiyeti olduğundan da bahseder.
Kitabın “Suriye Mektupları” bölümünde eğitim konusu ağırlığını hissettirir. Bir bölgede hâkimiyet kurmak için asker ve silah gücü çok önemlidir. Ancak bir milletin eğitimine müdahale ederseniz veya o bölgede kendi kültürünüzü aşılayacak eğitim kurumlarının açılmasını sağlarsanız uzun vadede kazanç elde etmiş olursunuz. Bu stratejiyi Suriye ve Filistin’de gerçekleştiren çeşitli Avrupa milletleri, Amerikalılar ve Yahudiler eğitime çok önem vermekte, Müslümanlar ise aksine, hâlâ iptidai tarzda eğitimde ısrar etmektedir. Gayrimüslimler kendi yurtlarından uzaklarda bile modern tarzda eğitim kurumları açarken, Müslümanlar kendilerine engel olunmadığı hâlde ısrarla yerinde saymaktadır. Akçura, Türk ve Tatarların en kısa zamanda daha fazla çalışıp Hristiyan dünyasıyla aralarındaki açığı kapatmazlarsa, siyasi ve medeni istikballerinin tehlikeye gireceğinden endişe eder. İlmî konuların yanı sıra Müslümanların ahlak ve
Biz Türkçe bilmiyoruz. Şimdiye kadar Türk hükûmeti bize kendi dilini öğretmedi, öğretemedi, şimdiden sonra da öğretemez. Hem Türkçe öğrenmeyi kendimize gerekli de görmüyoruz. Türkçede bize fayda getirecek asar yok.