9/10
·136 syf.··
2026 66. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 12:13
Bu kitap... beni bayağı bir sarstı, hala üzerine düşünüyorum ama yazmadan da duramadım. (İncelemem ucundan azıcık spoiler içeriyor, uyarıyorum…) Hikaye aslında tek cümleyle özetlenebilir: Yoksul bir delikanlı (Gu) tefeciler tarafından sokakta dövülerek öldürülüyor, sevgilisi (Dam) onun cesedini eve taşıyor ve… işte burada uyarmam gerek. Kitabı en iyi açıklayan cümle bence şu: "Eğer sen benden önce ölürsen, seni yerim. Sensiz yaşayabilmemin tek yolu bu." Evet, doğru okudun. Bu bir kanibalizm romanı. Ama garip bir şekilde, çok şiirsel, çok minimalist, çok acılı bir kitap. Hatta şiirsel olduğu için daha rahatsız edici diyebilirim. (Kanibalizmi nasıl şiirsel görebilirsin demeyin, okuyana kadar ben de bunu düşünmemiştim...) Roman iki sesle ilerliyor: Dam'ın yaşayan sesi ve Gu'nun ölümünden sonra "öteki taraftan" konuşan sesi. Sayfaların köşesinde minik geometrik simgeler var (○ ve ●), hangisinin konuştuğunu bunlardan anlıyorsun. Bu detay bile bende "ne kadar düşünülmüş bir kitap ya" hissi yarattı. Karakterler de çok etkileyici. Dam ve Gu, ilkokul birinci sınıftan beri aynı sınıftalar. İkisi de bir nevi ailesiz büyümüş, ikisi de Kore'nin en alt tabakasından. Gu'nun ailesi onu kefil yaparak ortadan kayboluyor; çocuk kendine ait olmayan bir borçla büyüyor, fabrikalardan tefecilere sürükleniyor. Yani aslında onu öldüren tefeciler değil, sistemin kendisi. Burada şunu söylemem gerek: Açlık ilk bakışta bir "ölüm sonrası şok romanı" gibi gelse de aslında garip bir şekilde bir aşk romanı. Yas romanı, sınıf romanı, hatta bir varoluş romanı… ama hepsinin merkezinde bir aşk var. Dam ve Gu'nun ilişkisi o klişe romantik aşk değil; iki yapayalnız çocuğun birbirini "var etme" çabası. Dam'ın yeme arzusu da oradan geliyor. Onu kaybetmemek, içinde tutmak, yokluğa direnmek. Bu sistemde "bedenim benim son sığınağım" diyor... Dam'ın iç dünyası ise apayrı bir mevzu. Onu okurken "delirmiş bir kadın" görmüyorsun, aksine ürkütücü derecede sakin biri görüyorsun. Çığlık atmıyor, isyan etmiyor, ağlamıyor bile çoğu zaman. Sadece yapılması gerekeni yapıyor (sanki içinden bir matematik problemini çözer gibi.) İşte beni asıl sarsan da bu oldu zaten. Dam aslında çocukluğundan beri "kaybetmeye" alışmış biri: anne-baba yok, dede gitmiş, teyze gitmiş, Noma gitmiş, şimdi Gu da gitmiş. Bir noktada "hayata henüz başlamadım bile ama başarısızlık çoktan garanti edildi" diyor. Ve bu cümle bana fena çarptı, çünkü Dam'ın yaptığı şey aslında bir "ilk kez kaybetmeme" denemesi. Gu, kaybetmeyi reddettiği ilk şey. Kanibalizm onun için bir çılgınlık değil, hayatı boyunca yaşadığı kayıp döngüsünü kıran tek mantıklı eylem. Bu mantık tabii ki rahatsız edici ama bir o kadar da içine işliyor. Kitabı bitirdikten sonra Dam'a kızmak isterken kendimi ona hak verirken buldum, bu da beni biraz korkuttu açıkçası. Beni en çok sarsan kısım şuydu: Dam, yeme eylemini bir "intikam" ya da "delilik" olarak yapmıyor. Dam onu gömerse devlet istatistiğe çeviriyor, yakarsa kül oluyor… Tek yol kalıyor: kendi bedenine defnetmek. Bu yüzden kitap aslında bir cinayet/sapkınlık hikayesi değil, bir başkaldırı hikayesi. Başlık da zaten bunu söylüyor: "açlık" sadece Dam'ın değil, sermayenin de açlığı. Bir küçük "ama"m var tabii: bu kesinlikle kolay bir okuma değil. 134 sayfa diye kanma, bazı sahnelerde durup nefes almak zorunda kaldım. Hassas miden varsa ya da yas ile ilgili kişisel bir süreç içindeysen, doğru zamanda okumayı seçmen önemli. 18+ ve gerçekten ağır. Sonuç olarak Açlık benim için "okumaktan keyif aldığım" bir kitap değil, "iyi ki okudum" dediğim bir kitap oldu. Bence bu ikisi çok farklı şeyler. Çağdaş Kore edebiyatına ilgisi olan, "rahatsız edici ama güzel" kitaplara açık olan herkes mutlaka okumalı. Ağırlığa değiyor.
AçlıkChoi Jin-young · İthaki Yayınları · 2026404 okunma
·
457 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Konusunu ilk duyduğumda bu ne falan demiştim ama incelemenden sonra okuma kararı aldım
ekin ✧
Gönderi Sahibi
Rümeysa BALÇIN gerçekten çok ilginç bir kitap ya, Tavşan gibi düşün seven sever, sevmeyen nefret eder gibi sanki... umarım seversin sen deee :)