Gönderi

Puan vermedi·214 syf.··
2018 1. kitabı
Bir sanatçının ya da bırakın bir sanatçıyı herhangi bir insanın yaşadığı muhitten etkilenmesi pek tabii bir süreçtir. Bireylerden ayrı sosyal bir realite vardır ve insan, bundan ayrı düşünülemez. Bu etkilenme onların evrene karşı olan alakalarını, gönül bağlarını tayin eder. Akli zihniyetin olgunlaşma evresine girdiği Cumhuriyet döneminde ve onun öncesinde sanatçılarımız yaşadığı muhitten etkilenmiştir. Daha balkanlarda başlayan dağılma süreci geçilen her gün daha da artmakta; hastalığın şiddetli ve ani sirayeti iki büklüm belimizi doğrultmamıza aman zaman tanımamaktadır. Önceleri Fecr-i ati üyesi olan ve “Sanat şahsi ve muhteremdir.” İlkesini benimseyen Yakup Kadri de etrafına duyarsız kalamamış eli şakağında sanatçılarımızdan, mensubu olduğu vatanın sorunlarını pek çok makalesinde, romanında, hikayesinde, tiyatrosunda işlemiş; bunlara çözüm aramaya çalışmış ve bedeninde hatta uzuvlarının noksanlığında bu ıstırabı hissetmiş olanlarından… Daha 1912’lerde edebiyatta “Vatan fikri ve sevgisi” olması gerektiğini savunur. Yaban... Yakup Kadri’nin Anadolu Mezalimini Tahkik Komisyonu ? ile birlikte çalıştığı döneme ait izlenimlerini yansıtan eseri… Porsuk Çayı kıyılarında komisyonla geçirdiği üç, dört aylık dönemi; içinde korkunç olayların yer aldığı, insana boğulma duygusu, yüreğe çarpıntı veren bir kabus olarak ifade etmekte Kendi deyimiyle “ bir ruh sıtmasının, birdenbire acı ve korkunç bir gerçekle karşı karşıya gelmiş bir şuurun, bir vicdanın çıkardığı yürek parçalayıcı haykırışıdır, Yaban. "Barbarların Yaktığı Köyler Ahalisine” başlıklı nesirinde ilk defa bu komisyondaki izlenimlerini duygularını dile getirmeye çalışan yazara göre; YABAN da işte bu hislerin takriben on yıl gibi bir süre içerisince bilinçaltında yaşaması sonucunda benliğinin çok derinlerinden koparak gün yüzüne çıkmasıdır, depreşmesidir. Bu “Tetkik-i Mezalim vazifes'i"; aslında resmi kayıtlarda bir görevlendirme emri görülmemesine rağmen Halide Edip’in Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’nın izniyle cepheye gitmesi üzerine, yunanlıların Sakarya Muharebesinde yenilerek püskürtülmesinden sonra Polatlı’ya yerleşen Türk karargahında İsmet Paşa’nın geri çekilen yunanlıların gerçekleştirdikleri zulümlerin “mübalağa ve yalan katılmadan” tetkik edilmesini istemesine müteakip Halide Edip’i görevlendirmesiyle başlıyor. “Tetkiki Mezalim şubesine” Halide Edip ile birlikte Yakup Kadri, Yusuf Akçura, bir teğmen ve bir de fotoğrafçı hizmete memur edilmiştir. Yani, 1921-22 yıllarında bu heyet Batı Anadolu'da dolaşıyor, savaş sırasında Yunan ordusu tarafından tahrip edilen yerleri tespit ediyorlar ve oralardan hikâyeler de derliyorlar. Sonrası bu derlenen ıstırapların terennümü safhasıdır ki, Yakup Kadri'nin Yaban'ı bu dinledikleri ıstırapların terennüm edilmesiyle ortaya çıkmış bir roman. Bu vazife esnasında Halide Edip’in bir köylü kadınla arasındaki bu acıklı, bu hamasi diyalog, özünde Yakup Kadri'nin bu eserinde anlatılanlardan farksızdır. Köydeki mağdurlardan birisi olan Kerem Dede’nin karısı Fatma Hanım Halide Edip’e olayları sürekli yazarak kaydetmesini kastederek “… Ne oturup da yazı yazıyorsun. Boğazları kesilmiş bir halk için yazı neye yarar? Bu köyün üç bin sığır ve koyunu vardı. Şimdi yaralı kocamla kızıma yedirecek yumurta bile bulamıyorum.” demiştir. Halide Edip anlatılanları kaydetmesinin kendisine İsmet Paşa tarafından verilen bir görev olduğunu söylediğinde yaşlı kadının söylediği “Paşaya söyle daha evvel bizim ihtiyaçlarımızı görsün… Nasıl Yunanlılara yalvardım, bilsen. Biraz yaşayanların başında bir dam bırakın dedim. Köylülere bizi Avrope yolladı dediler. Bana bak kızım, o Avrope denilen adama söyleyin, biz ona fenalık etmedik, biz zavallı köylüleri rahat bıraksın”(46. Türkün Ateşle İmtihanı, s. 232.) Eser, harp malulü, İstanbul Paşazadesi Ahmet Celal’in anıları üzerine bina edilmiş. Yazar kurgusal anlatıcısı olarak seçtiği Ahmet Celal’in (türk entelektüeli) göğsünü bir kara perde gibi kaplayan yalnızlığına dikkat çekmek istemiş gibi. Aynı zamanda belirli bir olay örgüsü yok. Arka planda milli mücadelenin meşakkatli safhalarını gözleyebiliriz; anıların bölük pörçüklüğünden bu suretle sıyrılabiliriz. Realiteyi kafamızda canlandırmamızdan ziyade karnımızda duyumsamamızı isteyen acımasız, haşin betimlemelerle örülü... Köylüyü ve köy çevresinin atmosferini Kendine has aristokrat tarzıyla okuyucuya nüfuz ettirmekte başarısı su götürmez bir gerçek, Yakup Kadri'nin. Anlatımı tekdüzelikten kurtarmak için dulcinea del toboso' lar, dostoyevskiler, Tevratlar, Dede Korkutlar( böğür böğür ağlamalar) daha neler neler.. İçerisindeki aşk hikayesinde dere kenarında Emine ile olan tatlı husumeti gerçekten bir ceylanı gücendirmek istemeyişinden bahsedişi, benim de , his hayatımın şayanı dikkat bir merhalesine geldiğimi ispat etti. :) Süleyman'ın kelimelerin açıklamaya yetmediği meczupluğuna ne demeli. Aslında kitabın bende zihnimde varoluşumu sorgulamama vesile olduğundan bahsedebilirim. Belli ki Ahmet Celal'in sürekli ben burada ne yapıyorum ?, ne arıyorum? sorularından dolayı... Savaş veriliyor ancak ortada millet yok ve o milleti olası tüm mümkünlerin kıyısında azimle oluşturacak yine biziz, bizleriz. Kitap okunmalı ve farkına varılmalı. Kolay kazanılmadığını biliyoruz hiç bir şeyin. Şu an için çekilen eziyet yaşanılan haksızlık, gayret, çaba gözümüzün önünde ortada bariz.. ve felce uğratıcı... Başkalarının iradesine, fikirlerine bağlı yaşamaktansa Biat eden değil, özgürce düşünen, fikir üreten ve ne kendi fikrinden ne de başkasının fikirlerinden korkmayan nesiller üretmeli, olmalıyız. Biz olmalıyız. Bu ortak acıda birleşmeliyiz. Toplumsal hafızamızı kaybetmemeliyiz. Aksi takdirde “dış güçler” denilen bir güçle asla kazanamayacağımız bir savaş yaparız. Tıpkı Don Kişot gibi.
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
·
34 Gösterim
2 Yorum
Çok beğendim, başka eserler hakkında yazdığın incelemelerin de sıkı takipçisi olacağım! :)
Samet Çalışkan
Gönderi Sahibi
ben dee aynı şeyleri diliyorum. :)
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.