İçeride tutulan sözler azat edilecek, birikmiş gözyaşları özgürce dökülecek, ertelenmiş yaslar bir bir tutulacaktı ki, içine kapandıkça ağırlaşan, sahibine yük olan ruh ferahlasın. Zira bazı yükler ömür boyu tek başına taşınmayacak kadar ağırdı.
Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edipdurur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarından yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim… Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
Boğazı düğümlenmek derler ya hani… İnsan anlatamadıkça bir düğüm atılır boğazına. Ve o düğümler birikir, artık çözülemez hâle gelir… Bunu ben çok iyi biliyorum.
Annem babam yok. Dert bu kadar. Cümle bu kadar. Her şeyi anlatıyor zaten. Uzun uzun anlatsan da aynı, kısa söylesen de aynı. Anlamaya niyeti olan bu cümleden her şeyi anlar. Anlamayana da anlatamazsın.