Hafif spoiler içerebilir!!!
Öncelikle bu kitabı bana yeni yılın ilk okuması diye hediye eden canım okurdaşım Fatma Çavuşoğlu na teşekkür ediyorum. Ben tabii biraz geç kaldım ama sonunda bitirdim.
Şimdi gelelim asıl mevzuya… Kitabı bir solukta okuyan 1000K tayfa beni gömecek ama ben okurken baya sıkıldım ya.:) Bana öyle “aaa noluyor” dedirten, ters köşe yaptıran bir olay olmadı açıkçası. Ne o ömürlük sırlar açığa çıktı, ne de ağzım açık kaldı.:
Ben zaten bu tarz polisiye/gizem işlerini çok tükettiğim için biraz bağışıklık kazanmışım galiba Agatha Christie, Stephen King gibi ustaları okuyunca bu kitap bana hafif “sulu votka” etkisi yaptı diyebilirim.
Kitapta zaten 5-6 karakter var, olayın yarısı Adam (Edım) ile Amelia’nın 10. yıl evlilik yıldönümünü kutlamak için gittikleri şapelde geçiyor. Geri kalan kısımda da Amelia’nın her yıl yıldönümünde yazıp Adam’a vermediği mektuplar var.
Tempo fena değil aslında, nabız sabit gidiyor ama o flashbackler falan bana çok gerilim hissettirmedi açıkçası.
Adam (Edım) zıkkım Adam. Kitap bitene kadar adam olarak okudum seni haylaz:) Bir ara “bizi mi kandırıyorsun, yüz körü değil mi bu adam” dedim ama yazar sağ olsun büyük ters köşe yapmamış, orada rahatladım:)
Ama en garip gelen şey şu oldu: onca olaydan sonra karakterlerin hâlâ hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmesi… Böyle oluyor muydu ya şik şak şok:)
Final kısmı da yazar tarafından her karaktere ayrı ayrı “hadi sen de konuş” diye uzatılmış gibi olmuş. Herkesin gözünden anlatmaya çalışmış ama benim sabır testime döndü resmen:)
Neyse özetle: Bu işlerden çıkarılacak ders şu — bir kadını kesinlikle hafife almayacaksın:)