Bu kitap hakkında neler neler gördüm... Sevinç patlaması yaşayanlar mı dersiniz. Şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılanlar mı dersiniz ya da son sayfalara doğru ağlayanlar mı dersiniz... Hiçbirini yaşamadım ama ağlamak üzereydim neredeyse. O da hikayenin sıkıcılığından neredeyse delirecek olmamdan ötürüydü. Sevenlerine saygım sonsuz elbette. İyi hiçbir kısmı yok demiyorum.
Şöyle ki hikayenin konusu gerçekten sağlam ve evren oldukça geniş. Lakin yazarın bir dengesi yok. İlk üç kitapta çok basit bir anlatım olduğundan ve hikayenin ciddiyetini kaybettiğinden bahsetmiştim. Son üç kitap ise öyle gereksiz bir uzunluğa sahip ki fantastikten çıkıp dram ve entrika hikayesine dönmüş. Aksiyon sahneleri bile aşırı duygu ve düşünce yoğunluklu yani. Bu sebeple de aradığım heyecanı asla bulamadım. Aklıma hint dizileri geldi hep okurken.
İkinci konu, karakterler aynı düşünceler arasında sürekli dönüp dolanıyor ve adeta aynı paragrafı baştan okuyormuşuz gibi hissettiriyor. Çoğu bölümde aynı cümleleri görmeye başladım bir yerden sonra. Demem o ki hikaye kendini tekrar edip durduğu bir döngüde. Özellikle ana karaktere zaten ısınamamış biri olarak kendisinin sürekli bunalımlarını okumak daha da sinirlendirdi açıkçası. Karakter sayısı bir apartman dolusuyken bir de her birinin bilmem kaç bölümlük stresli düşüncelerini okumak ne kadar keyifli bir bilseniz!
Üçüncüsü, yazar ters köşe yapmak istiyor mu istemiyor mu emin değilim ama yapmaya çalışıyorsa kesinlikle başaramamış çünkü her şey apaçık ortadayken, önce okura gösterip sonra karaktere gösterince insana derler ki biz her şeyi önceden bileceksek heyecan bunun neresinde?
Son olarak istediğim sona ulaştım diyebilirim ama bu şekilde olmamalıydı bence. Çok basit bir sonla bitti. O son gelene kadar bin tane düşüncenin arasında boğulduk