·576 syf.····Okunma: 28 Nisan 2026 22:28 Uzun zamandır Dünya klasiklerinden okuma yapmıyordum ve Parma Manastırı ile yeniden dönüş yaptım. Yazarın 52 günde yazıp tamamladığı bu eser, ikinci romanı olmasına rağmen benim kendisinden okuduğum ilk kitap. Parma Manastırı, İtalya’nın köklü aristokrat ailelerinden Del Dongo’nun oğlu Fabrizio’nun hayatını merkeze alarak, onun kişisel hikâyesi üzerinden dönemin İtalya’sındaki siyasi ve toplumsal olayları ele alıyor.
Kitap, ilk olarak dönemin toplumsal ve siyasal düzenini anlatarak başlıyor. Ardından Del Dongo ailesini tanıtıyor ve baş kahramanımızın Napolyon hayranlığıyla Waterloo Savaşı’na katılmak üzere büyük bir heyecan ve coşkuyla yola çıkışına tanık olarak hikâyeye asıl giriş yapıyoruz. Romanın ilk bölümü benim için biraz zorlayıcı başlasa da Fabrizio’nun savaşa katılma isteğini, çabasını ve sonrasındaki dönüşünü merak ve keyifle okudum.
Ancak devamı ne yazık ki benim için aynı akıcılıkta ilerlemedi. Aslında kahramanımızın hayatındaki en büyük kırılma anına kadar roman oldukça akıcıydı; hem okuru bilgilendiriyor hem de merak duygusunu canlı tutuyordu. Fakat bu kırılmadan sonraki bölüm benim için daha durağan geçti. Özellikle bazı kısımların gereğinden fazla uzatıldığını düşündüm. Son bölüm ise tüm olayları bir araya getirip hızlı bir şekilde sonuçlanıyor. Açıkçası bu durum beni şaşırttı; çünkü yazar, roman boyunca hem olayları hem de karakterlerin duygularını, çatışmalarını ve kişiliklerini oldukça detaylı ve derinlikli bir şekilde işlemişti. Bu nedenle romanın aslında daha uzun yazılıp sonradan kısaltılmış olmasının bu duruma etki etmiş olabileceğini düşünüyorum. Bu da okur olarak kurduğum bağın zaman zaman zayıflamasına neden oldu.
Genel olarak, biraz sabırla okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarla tanışmak için özellikle bu kitabı tercih ettim. Çok severek takip ettiğim bir okurun Kırmızı ve Siyah romanını çok sevdiğini söylemesi üzerine yazarla ilk tanışmamı bu eserle yapmak istedim. Bu yıl içerisinde Kırmızı ve Siyah’ı da okumayı planlıyorum.