Diyelim ki bir sabah uyandınız ve kapınızda bir kır at duruyor siz bu olayı hayra mı yorardınız yoksa şerre mi? Kır atı sahibine mi verirdiniz yoksa "Bu haktan bize emanettir," deyip himayenize mi alırdınız. Bundan seneler seneler önce baş verilip de töre çiğnenmeyen zamanlarda, Ağrı Dağı'nın yüksek zirvelerinde yaşayan Ahmeti, yanık kavallı çobanları, dağ köylülerini ,kır atı ,kır atla birlikte gelen bir sevdayı okuyacaksınız. Bir heykelden daha soğuk daha kalpsiz, bir kılıçtan daha keskin daha yiğit ve yürekli hükümdarlar göreceksiniz. Siz de benim gibi Ahmet'in Ağrı Dağı'ndan dönmesi için dua edecek hatta belki" Benim de bir Gülbahar'ım olsaydı," diyeceksiniz.Eminim benim gibi William Shakespeare 'in şu sözünü hatırlayacaksınız:'Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez."
Velhasıl bir kır atla başlayıp Ağrı Dağı'ndaki som mavi Küp gölü'nde son bulan bu eşsiz sevda efsanesini okuyun derim. Bu hikayenin sonunda sizler de Ağrı Dağı'nda bir küçük ak kuş olup,yanık kaval seslerini dinlemek isteyeceksiniz. Kitapla kalın...