Koleksiyoncu
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 17:21
Koleksiyoncu okurken açıkçası başta çok daha farklı bir şey bekliyordum ama ilerledikçe bayağı rahatsız eden bir hikâyenin içine girdiğimi fark ettim. Hikâyenin iki farklı bakış açısından anlatılması bence en çarpıcı tarafıydı. İlk bölümde Frederick Clegg’in ağzından okuyunca, yaptığı şeyleri kendi içinde nasıl normalleştirdiğini görüyorsun. Adam gerçekten kendini kötü biri olarak görmüyor. Sevdiğini düşünüyor ama onun sevgi anlayışı tamamen “sahip olmak” üzerine kurulu. Zaten kelebek koleksiyoncusu olması da çok manidar; güzel olan şeyi olduğu gibi bırakmak yerine alıp saklamak isteyen bir kafa. Sonra Miranda Grey’in günlüğüne geçtiğimizde her şey netleşiyor. Aynı olayları bir de onun gözünden okuyunca Frederick’in ne kadar tehlikeli biri olduğu daha da çarpıyor. Miranda’nın özgür ruhu, düşünce yapısı ve hayata bakışıyla Frederick arasında inanılmaz bir fark var. Zaten asıl çatışma da burada başlıyor. Miranda sadece fiziksel olarak değil, resmen zihinsel olarak da hapsediliyor gibi hissettiriyor. Kaçmaya çalışması, umut etmeye devam etmesi… ama karşısındaki insanın değişmeyecek olması çok yorucu ve bir o kadar da üzücü. Kitapta beni en çok etkileyen şey, Frederick’in yaptıklarından hiçbir ders çıkarmaması oldu. Yani insan en azından bir noktada “ben ne yaptım” der diye bekliyor ama öyle bir yüzleşme yok. Bu da hikâyeyi daha da rahatsız edici hâle getiriyor. Çünkü ortada açık bir kötülük var ama bu kötülük “sevgi” kılıfına sokulmuş. Birini gerçekten sevmek mi istiyoruz, yoksa sadece ona sahip olmak mı?
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
·
39 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.