Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf’tan sonra beklentim düşüktü, fakat akıcılığı ve içe dönük çatışmalarını anlatma şekli, gayet bana yetti. Bu eserde bir doymak bilmezlik ve ileriyi görememe durumu vardı. Şayet eserde öyle bitti zaten iki ana karakter, doğrudan ya da dolaylı olarak; ne yapacaklarını bilmeyen ve adını sevgi zannettikleri şeyle avunmaya çalıştırlar ama maalesef yürümedi ve birbirlerini yormaktan başka bir işe de yaramadı….
Macide karakteri doğrusundan şaşmayan ya da adaletli gibi görünse de sığınacak bir liman arayan ve bunun sonucunu düşünmeden giden bir karakter, oysaki Ömer değilde, o çok sevmediği ailesinin yanına dönse ne değişecekti ? Sonunda da gene bir döngüye girdi zaten aynı şeyle başa döndü… Konservatuar okuması ne işine yaradı misal? Ne çalıştı ne de ona layık bir şey olabildi. Bana samimiyetsiz ve ders çıkarmayan bir karakter gibi geldi.
Ömer karakteri de sevgi sandığı şeyi kabullenip, sahip çıkmaya çalıştı ama kendine sahip çıkamayan, hayatı anlamsız yaşayan bir adamdı. Belirsizlikle ve karakter çatışmasıyla, başladığı noktaya geri döndü. Sanırım romanda Ömer karakteri benim gözümde daha samimi.. Aynı kişilikle devam etti. Sonuç olarak güzeldi fakat beklediğim kadar bir heyecan yoktu, içşel çatışma ve kendi tercihlerimizi şeytana uyma metaforunu yansıtan bir eser. Tercihlerimize bahane sunmak yerine, hayatımızın doğru tercihler üzerine olduğunu idrak etmemiz lazım.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali